Bugun...



Vitrin: Yeni çıkanlar


facebook-paylas
Güncelleme: 14-08-2019 22:50:11 Tarih: 14-08-2019 22:40

Vitrin: Yeni çıkanlar

Vitrin: Yeni çıkanlar

Sevgili İleri Kitap okurları, bu hafta da yeni çıkan kitaplardan sizler için derleme yaptık, keyifli okumalar dileriz.

 

"ilerihaber.org"

 

AĞRI DAĞI YOLCUSU KALMASIN - H. G. WELLS

H. G. Wells’in 74 yaşında yazdığı, ütopyacı son eseri olan Ağrı Dağı Yolcusu Kalmasın, Tanrı’nın yeryüzüne yollayacağı yeni bir “tufan” için kendisine yeni bir Nuh arayışını anlatır.

Tanrı, bu iş için gönülsüz olan Nuh Lammock’ı ikna etmeye çalışırken Nuh ise Tanrı’yı birçok konuda âdeta sorguya çekip hem Tanrı’nın gerçekliğini sorgular hem de yaşananları mantık çerçevesine oturtmaya çalışır.

Wells’in kendisine has üslubuyla kaleme aldığı eser, sorgulamalar, arayışlar ve eleştirilerle yüklü. Yazar, insanlık ve dinler tarihini tartışırken aynı zamanda kendi iç muhasebesini yapıp Sosyalizm, Marksizm, Darwinizm gibi kuramlara dair son fikirlerini de su üstüne çıkarıyor. Ağrı Dağı’na gidecek yeni geminin hazırlıkları yapılırken Nuh Lammock ile H.G. Wells’in karakterleri de roman boyunca birbirine karışıyor.

“Dünya’nın halihazırdaki vaziyetine sert eleştiriler getiren, hikâye tarzındaki denemesi Ağrı Dağı Yolcusu Kalmasın’da Wells, terazinin tartmakta bocaladığı konulara mükemmel bir giriş yapıyor. Tanrı, başka bir Ağrı Dağı’na yolculuk edecek gemiyi hazırlaması için yeni peygamberini arıyor ve Nuh Lammock’ı ziyaret ediyor. Böylece Wellsvari monologlar şöleni başlıyor. Wells/Lammock, Kitab-ı Mukaddes’in bize anlattığı tarihi, sınır tanımadan ama eğlenceli bir şekilde sorgularken geminin yapımı ve yolculuk planları ise her adımda daha çok çıkmaza giriyor.”

- Kirkus Review -

(Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE: Ağrı Dağı Yolcusu Kalmasın, Yazar: Herbert George Wells, Çevirmen: Mert Moralı, İthaki Yayınları, 2019, 88 Sayfa

MASKELİ BALO - TERRY PRATCHETT

Operada bir hayalet var!

Kült yazar Sör Terry Pratchett’ın kaleme aldığı “Diskdünya” serisinin ilk kez Türkçeye çevrilen yeni kitabı Maskeli Balo, sahne tozu yutanların, gerçeklikten kopanların, maskelere sığınanların ve kendini arayanların öyküsüne odaklanan, teatral olduğu kadar müzikal bir roman.
Dünya çapında 85 milyonun üzerinde satan “Diskdünya” serisinin on sekizinci halkası olan Maskeli Balo, “Cadılar” alt dizisinin de beşinci kitabı. 

Andrew Lloyd Webber’in dünyaca ünlü müzikal uyarlaması Operadaki Hayalet'in baş döndürücü bir parodisi olarak da tanımlanabilecek bu kahkaha dolu serüven, dedektiflik romanlarını aratmayan olay örgüsü ve kurgusu ile parmak ısırtıyor. 

“Beğenseler de beğenmeseler de olaylar cadıları kendine çekerdi ve sonra, iki durum çarpışırdı. Cadılar kapıların, çeperlerin, sınırların, aynaların, maskelerin çekimini hissederdi… bir de, sahnelerin.”
Ah, evet. Sahnelerin. Koçbaşı Dağları’nın iki ünlü cadısı da kapılıyor bu çekime. Çünkü Havamumu Nine ve Ogg Ana, bambaşka bir iş için gittikleri Ankh-Morpork’ta, Opera Evi’ne dadanan hayaletleri kovalamak zorunda kalıyor. Opera dünyasının altını üstüne getiren iki kafadar, yeteneklilerin ve vasatların arasında kendilerine yer bulmaya çalışırken azıcık zorlansalar da nihayetinde gösteri devam ediyor… 

“İnsanlara ihtiyaç duymayan her insan, insanlara ihtiyaç duymadığını bildirebileceği insanlara ihtiyaç duyardı…” 

Ve cadı konseyinin müstakbel üyesi Agnes, ait olduğu yeri bulmak için kendini yollara vuruyor. Olmak istemediği kişinin kim olduğundan emin; fakat kalbinde ve zihninde hissettiklerinden, değil. 

Kendini tanıma, onur, erdem, etik gibi kavramlara eğilirken bile alabildiğine komik olmayı başarabilen Maskeli Balo, Terry Pratchett’ın olağanüstü mizahi dehasından beslenen esprili anlatımıyla, yoluna kaldığı yerden devam ediyor. 

Niran Elçi’nin pürüzsüz Türkçesi ve Delidolu’nun özenli baskısıyla Türkiye’deki okurlarının karşısına ilk kez çıkan bu coşkulu roman; sahne sanatlarına ve hatta yayıncılık dünyasına dair güncel tespitlerde bulunarak, Diskdünya’nın fantastik evrenine ışıltı saçıyor.

(Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE: Maskeli Balo, Yazar: Terry Pratchett, Çevirmen: Niran Elçi, Delidolu Yayınları, 2019, 384 Sayfa

ÇAĞDAŞ YUNAN ŞİİRİ ANTOLOJİSİ - CEVAT ÇAPAN

İlk olarak 1963’te Yorgo Seferis’le, sonra Odisseus Elitis’le (1979) Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülen bir şiirdir çağdaş Yunan şiiri. Kavafis’ten Kazancakis’e, Ritsos’tan Gatsos’a 20. yüzyıl dünya şiirine izini bırakmış birbirinden önemli şairleri barındıran bu şiir, Akdenizliliğiyle Türk şiirine de dokunan bir yapıya sahiptir.

Cevat Çapan ilki 1982 yılında yayımlanan ve bu yeni baskısında birçok açıdan genişlettiği Çağdaş Yunan Şiiri Antolojisi’nde 1863 doğumlu Konstantinos Kavafis’ten başlayıp 1955 doğumlu Yannis Varveris’e gelerek 20. yüzyıl Yunan şiirinin en önemli adlarını bir araya getiriyor.

(Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE: Çağdaş Yunan Şiiri Antolojisi, Yazar: Cevat Çapan, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2019, 288 Sayfa

DİNOZOR OKULU: KAHRAMAN DİPLO - PİERRE GEMME

Dinozor Okulu’nda bütün arkadaşları küçük Diplo ile dalga geçiyordu. “Koca şey, canavar! Hem korkunç hem beceriksiz!” Peki ama ya Diplo’nun uzun boynunun arkasında bir kahraman gizleniyorsa?

Pierre Gemme’in yazdığı Jess Pauwels’in resimlediği dizi, dinozorlar döneminde geçiyor.

Çocukların okuma becerisini geliştirmek ve bağımsız birer okur olmaları yolunda onlara kolaylık sağlamak amacıyla kaleme alınan dizide çocukların okul hayatında karşılaştıkları sıkıntı veren konular da ele alınıyor. Dizi, tasarımı, metin yoğunluğu ve kullanılan fontuyla, okuma yazmayı öğrenen çocuklara destek oluyor.

(Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE: Dinozor Okulu: Kahraman Diplo, Yazar: Pierre Gemme, Çevirmen: Esra Okutan, HepKitap, 2019, 32 Sayfa

BOŞLUĞUN İÇİNE YOLCULUK - OSHO

Bu etkileyici eserde Osho, yaşamın her yönüne değiniyor. Tıp bilimi ve meditasyonun nasıl bir bütünlük oluşturabileceğini ve birlikteliklerinin insanları nasıl iyileştirilebileceğini gösteriyor. Osho, katarsis sürecinden geçmenin neden modern meditasyon yöntemlerinin gerekli bir parçası olduğu ve dönüşüm için neyin gerekli olduğu konusunda ayrıntılı bir açıklama sunuyor. Katarsis, öfke ve bastırılmış duyguların başkalarına değil, boşluğa salındığı tüm engelleri kıran bir sel, bir fezeyan olarak tanımlanır.

Ve sonra: “Her şey ortadan kalkacak. Zihin baskı ve alışkanlıklardan kurtulunca farkındalık kolaylıkla gelecektir.”

Bu kısa ve kapsamlı çalışma Osho’nun düşünceleri ve meditasyonları için bir kılavuz olmakla beraber okuyuculara daha sağlıklı ve mutlu bir yaşam için bir yol haritası sunmaktadır.

(Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE: Boşluğun İçine Yolculuk, Yazar: Osho, Çevirmen: Mareechi Asu, Yayınevi: Omega, 2019, 144 Sayfa

 

Cezayir’de bir kitapçı: Zenginliklerimiz 

Zenginliklerimiz,  Cezayir tarihine ve edebiyat dünyasının bir dönemine  tanıklık niteliği taşısa da, edebiyat tutkunu genç bir adamın zorluklarla geçen, yürek burkan öyküsü okuyucuyu sarmalıyor.

 

Gökçesu Özgül

Kouther Adimi 1986 doğumlu Cezayirli bir yazar. Zenginliklerimiz ise üç ödüllü bir roman, Kitap adını bir kitapçı dükkanından alıyor. Yazar kitapçının kurucusu Edmond Charlot’un hayatından,  edebiyat dünyasından ve Cezayir’in özgürlük mücadelesinden kesitlerle 1930’lardan günümüze uzanan bir yolculuk vadediyor. 

Vitrininde “Okuyan bir insan iki insan eder” yazılı ‘Gerçek Zenginlikler’; Edmond Charlot’un 1936 yılında 21 yaşında açtığı küçük kitapçı dükkanının adı. Jean Giono'nun meşhur romanı, orijinal adıyla  Les Vraies Richesses kitapçıya bugüne kadar taşıyacağı adını verir. Charlot kitapçının ardından editörlük de yapmaya başlar. Charlot edebiyat aşığı bir adam, edebiyatın onu asla terk etmeyeceğini bilir. Kağıda basılı her şeye karşı heyecan duyar. Yazmasa da kitaplardan ayrı yaşayamaz.  Etrafında Camus, Jean Giono, Saint-Exupery gibi önemli isimler vardır .  Zaman içinde dükkân, pek çok insan tarafından tanınan, sanatçıları buluşturan bir yer haline gelir. Gene de Cezayir’de; özgür olmayan ve İkinci Dünya Savaşı’’na sürüklenen bir ülkede yayıncılık yapmak kolay değildir. Uzun bir süre piyasada kağıt olmaması kitap basımını durma aşamasına getirir. Charlot yaşadığı zorlukların ardından ; “Charlot Yayınlarının dostluk olmadan var olamayacağından hiç olmadığım kadar eminim artık. Bu iş temel olarak koşullar, dostluklar ve karşılaşmalar sayesinde yürüyor” der. Bir yandan da sömürgeci otorite oldukça güçlü bir şekilde hüküm sürer. Bastığı kitaplar ile suçlanır . Gertrude Stein’ın bir Ingiliz radyosunda Charlot hakkında “direnişçi bir yayıncı “ ifadelerini kullanması bir ay tutuklu kalmasına sebep olur. Direniş hareketinin tırmanması baskının da artmasını beraberinde getirir.  Gerçek Zenginlikler iki kez saldırıya uğrar,yağmalanır; Charlot içinde Camus'un el yazmalarının da bulunduğu arşivini kaybeder. Nerede ise bir insan ömrü boyunca ayakta kalan dükkanın tüm birikimini yitirmesi böylesi kolaydır. 

90’lı yıllarda Cezayir Devleti bu mülkü Edmond Charlot’un bir yakınından devralır ve bina Ulusal Kütüphane’ye ait bir ek haline gelir. 2000’li yıllara gelindiğinde ise dükkan bir sanayiciye satılır ve ‘Gerçek Zenginlikler’ -kurgusal olarak- kapanma ihtimali ile yüz yüze gelir. Abdallah Gerçek Zenginlikler’in ödünç verme görevlisi.  Her şeyi bu küçük dükkan; yıkılsın, yok olsun istemiyor. Dükkanı boşaltmak ve boyamak ile görevlendirilen Ryad ise ne dükkana ne de kitaplara bir anlam yüklüyor.  Yıllarca mücadele ile ayakta duran , ülkenin tarihine tanıklık etmiş bu yapıdan bir an evvel kurtulmak istiyor. Abdallah ve Ryad bir anlamda eski ve yeninin karşı karşıya gelmesi. Yazar özellikle bu iki karakter üzerinden toplumdaki değişimi, gençliğin köşesine çekilmesini  eleştiriyor. 

Roman boyu günümüz, Charlot’un günlükleri ve dönemin Cezayir’i arasında seyir halindeyiz. Yazar eserin günümüz bölümünü kurgusal tutmakla birlikte Charlot’un hayatı ile ilgili kısımlar bakımından ciddi bir arşiv çalışması yapmış ve görüşmelerde bulunmuş. 

Her şeyle birlikte bir de Cezayir var.  kentin yaşayanları, hafızası var. Yazarın da doğduğu, kitaba konu kitapçı dükkanının bulunduğu Cezayir. Yazar Cezayir için ; “yalnız olacaksınız, çünkü kaybolmak ve her şeyi görebilmek için yalnız olmak gerekir. Eşlikçilerin insana külfet olduğu şehirler vardır; bu şehir onlardan biridir.” diyor.

Zenginliklerimiz,  Cezayir tarihine ve edebiyat dünyasının bir dönemine  tanıklık niteliği taşısa da, edebiyat tutkunu genç bir adamın zorluklarla geçen, yürek burkan öyküsü okuyucuyu sarmalıyor. Gerçek zenginliğimizin ne olduğu ve nasıl sahip çıkmamız gerektiğini bir kez daha sormamızı sağlıyor. 

KÜNYE: Zenginliklerimiz, Yazan: Kaouther Adimi, Çev: Damla Kellecioğlu, Delidolu, Ocak 2019, 187 sayfa. 

 

Adım adım yürüyorken sevdaya: Ucunda Ölüm Var

Kemal Varol, okuru Ağıtçı kadının gözlerinden memleketin yakın geçmişine dair de bir tanıklığa zorluyor. Yazar öyle ustalıkla işliyor ki saf gerçekliği, yazarın gördüğü, duyduğu, hissettiği her şeyin gölgesi okura da geçecek görünüyor. Romanın daha ilk sayfası 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’ndan hayatını kaybeden 9 yaşındaki Veysel Atılgan’a ithafla başlıyor. Daha ilk sayfada  Veysel’in bu kitabı hiç okuyamayacağını düşünerek kesilen nefesimiz, yerini yine aynı –tarifsiz hüzne- bırakıyor!

 

Şilan Geçgel

Çocukluğum herkesin birbirini tanıdığı, çocukların hep birlikte oynadığı ve annelerin arkadaş olduğu güzel bir mahallede geçti. Yaz ayları, özellikle akşamüstleri annelerin akşam çayı ve çocuksuz hava sahası hayaliyle biz çocukları mahalle meydanına saldığı anlardı. Tüm mahallenin çocukları meydanda buluşur birçok oyun oynar ve açık dondurma yer dururduk. Yine o zamanlar mahalle futbol maçlarında kız takımı hep erkek takımını yenerdi. Bir akşam mahallenin çocukları olarak kim kaç gol attı-kim kazandı kavgasına tutuştuğumuz bir anda bize doğru koşan 60’lı yaşlarda, eski ve kolları yamalı ceket giyen bir adam fark ettik. Bize doğru koşan bu adamın mahalleli olmadığı ise bizim açımızdan neredeyse kesindi. Yanımıza kadar koşan adam hepimizin yüzüne tek tek bakarak; “Feride sen misin?” , “yok değilsin”, “Feride’yi gördünüz mü?” diye anlamsız sorular soruyordu. Hem tanımadığımız bu gizemli adamdan korktuğumuz, hem de “çocuk kaçıran yabancılar” hikâyelerine fazlaca maruz kaldığımızdan olsa gerek, hepimiz çığlık çığlığa bağırmaya başladık. Mahalle bizim çığlıklarımızla yankılandıkça, balkonlar anne babalarımız ile dolmaya başladı. Telaşlı adımlar yanımızdaki tuhaf adamı hırpalamak üzere peşi sıra meydana koşuyordu. Olayın ardından mahalleye polisin gelmesiyle tuhaf adamın aslında akli dengesinin yerinde olmadığını – zararsız olduğunu- ve yıllar önce trafik kazasında kaybettiği tek çocuğu olan Feride’yi hayal ederek, sokaklarda onu aradığını öğrendik… Tüm bu konuşmalar esnasında ondan korkan ve büyük bir yanlış anlaşılmaya sebep olan biz çocuklar ise çoktan hiçbir şey olmamış gibi oyunumuza geri dönmüştük. Çocukluğumdan bugüne o günü her hatırladığımda kaldırım taşına oturmuş, kederli kederli uzaklara bakan o adamcağız gelir aklıma, sanki daha dün olmuş gibi. O zamanlar “hüzün” kelimesinin ne anlama geldiğini bilseydim şayet, tam o anda- tuhaf adam yalnız başına kaldırımda otururken yani- büyük bir hüzünle onu izlediğimi söyleyebilirdim. Aynı tarifsiz hüznü; uzun zaman önce bir bilinmeze uğurladığım ve sokakta ona benziyor diye hiç tanımadığım birinin kolundan tutup, o kişinin benim arkadaşım değil bir yabancı olduğunu fark ettiğim bir akşamüstü de hissedecektim…

Gelelim meselemize… Bu yazıya Feride ile başlamamızın sebebi Kemal Varol. Kemal Varol Ergani doğumlu bir yazar. Birçok internet sitesi Varol’u Türkçe yazan Kürt şair, deneme ve roman yazarı diye tanıtıyor. Ancak Varol’un herhangi bir kitabını okumuş olan okur için bu tanım fazlasıyla yüzeysel. Daha çok şiirleriyle bilinir olsa da son yıllarda yazdığı birçok roman Varol’un, şairliğinden daha çok romancı olarak tanınmasının yolunu açacak ve yazdığı her romanla okur da derin izler bırakacak görünüyor. Kemal Varol’un şiir kitapları dışında Memleket Garları (2012), Haw (2014), Ucunda Ölüm Var (2016) ve Âşıklar Bayramı (2018) olmak üzere dört romanı bulunuyor. Ucunda Ölüm Var, Varol’un 3.romanı. Romanın ana karakteri ise cenaze cenaze gezerek hiç tanımadığı insanlar için ağıtlar yakan Ağıtçı kadın… Ağıtçı kadının Arguvan’da başlayan hayat hikâyesi gördüğü bir rüya –dahası bir sesle- değişiyor. Yıllar önce kendisini bırakıp giden sevgilisi Heves Ali’nin “ben öldüm gel bul beni, ağıdımı yak” diyen sesine kayıtsız kalamıyor. Zaman uyku ile uyanıklık, rüya ile gerçek arasında salınadururken Ağıtçı kadın yamalı elbisesi, eski ayakkabılarına ve dahası geçkin yaşına bakmadan Heves Ali’yi bulmak üzere yollara düşüyor. Başlarda Ağıtçı kadının Heves Ali için yürüdüğü sanılan yollar, gittikçe başkalaşıyor, değişiyor. Ağıtçı kadının aşk için çıktığı varsayılan yol, giderek toplumsal hafızanın da geniş yer tuttuğu bir memleket fotoğrafına dönüşüyor. Ağıtçı kadın aslanağızlı asasını yere vura vura arşınlarken yolları, okur da boş durmuyor belki bir hakikate, bir hayale veyahut bilinmeze giden bir arkadaşını aramak için yürüyor onunla. Ağıtçı kadının Malatya’da bindiği tren Konya’nın ayazına iniyor. Konya’nın sokaklarını geze geze eskitiyor. Yetmiyor zamanın çok ağır işlediği Bursa’ya çeviriyor istikameti, Ermenilere misafir oluyor. İstanbul’da işkenceci bir askerin ağıdına ses olmaktan da geri durmuyor. Ailesinin, ölenin arkasından yaktığı ağıdın sesine bizim Ağıtçı kadın yetişiyor. Dağa çıkan Ümit’in acısı yüreğimizi yaksa da işkenceciye yakılan ağıt bize fazla geliyor… Yol çağırıyor sonra, beklemeden Erzurum yollarına düşüyor. Oradan sonra Kemal Varol bir sürpriz yapıp, Diyarbakır’ın hayali Arkanya kasabasına çıkarıyor yolu. Derken yollarla birlikte, hikâye de akıp gidiyor. Nihayetinde her yolcu sonunda evine dönmeli, her hikâye başladığı yerde bitmeli diyerek Malatya’sına Heves Ali’yi bulamadan dönen Ağıtçı kadını orada bir sürpriz bekliyor… Kitabın tamamı boyunca iç içe geçen duygular, kitabın sonunda berraklaşıp, netleşiyor.

Olay örgüsünün çok başarılı işlendiği Ucunda Ölüm Var, hafızalardan uzun süre silinmeyecek onlarca imge barındırıyor. Diğer romanlarında olduğu gibi merak duygusunu çok sağlıklı kullanan Kemal Varol, kitabın ilk sayfasından son sayfasına dengeli bir merakı işlemekten geri durmuyor. Bununla birlikte söylemeden geçmemeli: Selahattin Demirtaş öykülerinde de hissedilen “kötüye merhamet”, “affedicilik”, “iyilere korkunç kötülükler eden karakterin iyi ve insani yanını öne çıkarma” hali okurun samimiyet sınavından kolayca geçemeyecek gibi görünüyor. Bu sebeple işkenceciye yakılan ağıdın, okurdan murad ettiği merhameti bulamayacağını kestirmek zor değil. Yazarın toplumsal farkındalığı tanıklık ettiği her olayla, romanda ustaca işleniyor. Kemal Varol, okuru Ağıtçı kadının gözlerinden memleketin yakın geçmişine dair de bir tanıklığa zorluyor. Yazar öyle ustalıkla işliyor ki saf gerçekliği, yazarın gördüğü, duyduğu, hissettiği her şeyin gölgesi okura da geçecek görünüyor. Romanın daha ilk sayfası 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden 9 yaşındaki Veysel Atılgan’a ithafla başlıyor. Daha ilk sayfada Veysel’in bu kitabı hiç okuyamayacağını düşünerek kesilen nefesimiz, yerini yine aynı –tarifsiz- hüzne bırakıyor!

Ucunda Ölüm Var; sevginin içinin boşaldığı, hızlı tükendiği, hızlı tüketildiği, emeksizleştirildiği modern çağa ufak bir itiraz olarak görülebilir. Yıllar önce kendisini bırakıp giden sevgilisinin “bir sesine” şehirleri aşan Ağıtçı kadın, bazı okurlar için fazla romantik bulunacak olsa da, içimizde bir yerde Ağıtçı kadına hayranlık duymamak imkânsız. Bir bilinmeze gideni arayan herkesin yolu er geç Ağıtçı kadınla kesişecek olsa da, her arayan Heves Ali’sine ulaşır mı ulaşamaz mı, onu kimse bilmiyor.

KÜNYE: Ucunda Ölüm Var- Kemal Varol, İletişim Yayınları/2016,227 Sayfa

 

Göklerin gücü adına: Gökte Biri Var

Gökyüzünden her şey görünür ve bilinir mi? İnsanların düşündükleri ve duygularını da bilmek mümkün müdür gökyüzünden bakarak? Bunu bilmiyoruz. Fakat “Gökte Biri Var” ! Ve her şeyi biliyor…

 

 

Selda Salman

Gökyüzü kocamandır, bilirsiniz… Bizim görebildiğimiz haliyle bile sayısız şeyi barındırır içinde. Görünmeyen kısmı ise uçsuz bucaksızdır. Galaksiler, gezegenler, yıldızlar, uydular… Fakat bu defa çok uzağa gitmemize gerek yok. Başımızı birazcık kaldırınca gökyüzünün sonsuzluğunu hatırlatan birini bulacağız bakışlarımızın tam karşısında. Üstelik tellerin üzerinde. İnce sık tellerin üzerinde bir adam var. Peki niye orada?

Sevim Ak, sıcacık bir mahalle öyküsüyle çocuklarımızın karşısında yine. Bizleri çocukluğumuzun neşeli sokaklarına götürecek, mis gibi kokuları tekrar duymamızı sağlayacak bir hikayeyle.  Telaşlı kalabalığı tekrar hissetmemizi istercesine çocuklarımıza o güzel hikayelerini sunmaya devam ediyor.

“Gökte Biri Var” , minik bir kız çocuğunun gözünden mahalle yaşamını anlatıyor. Olayların ardı arkası kesilmezken, mahallede tellerin üzerinden birisi sesleniyor. İyi de orada ne işi var ki orada? Neden bir insan tellerin üstüne çıkar ve hep orada kalır? İyi de nasıl yaşıyor, hiç oradan inmeden?

Gökteki adam ise halinden memnun. Mahalleyi orada bulunduğu sürece baştan yarattı sanki. Ne de çok şey biliyor! Bir sürü farklı yol biliyor, mahallede ne olup bittiğini tam da tepeden gözlemliyor. Düşen çamaşırlar, kaybolan kediler, çocukların hangi yoldan gittiği, kimin nereye nasıl gittiği, hangi köşede ne olduğu, mahalleye dair her şeyi ama her şeyi biliyor. Bunları bildiği yetmiyormuş gibi bunlar hakkında yepyeni müthiş fikirleri var. Sanki, sanki gözlükleri kimsenin göremeyeceği şeyleri ona gösteriyor.  “Tıpkı bir büyüteç gibi” diye düşünüyor kahramanımız. Yoksa bu kadar şeyi nasıl bilecekti!

Mahalle, gökteki adam oraya yerleştikten sonra canlanmıştı. Çünkü tellerin üzerinden bir sürü yeni fikirle adeta mahalledeki insanların bakış açısını değiştirmişti. Uzun ve kalabalık mahalle sofraları kuruluyor, esnaflar tatil günlerini değiştirip sevdikleriyle vakit geçiriyor, televizyondaki pembe dizilerin yerini sinema alıyordu. Mahalle renklenip canlanmıştı, sanki yaşadığının farkına varmıştı insanlar.

Ve tabii minik kahramanımız da bu değişimden nasibini almıştı. Hatta hayranlık duyuyordu gökteki adama.  Onun söyledikleri ve önerdiği şeylerle birlikte görünenden çok görünmeyeni merak ediyor ve ona ilgi gösteriyordu artık. Tellerin üstündeki adamın gözlüklerinin bir büyütece benzediğinden ve kimsenin göremediği şeyleri büyütüp ona gösterdiğinden çok emindi artık.

Tellerin üstündeki adama sadece mahalleye dair şeyler söylemiyordu insanlara. Ya da mahallede olup bitenlere dair. Öyle şeylerin farkına vardırıyordu ki herkesi, şaşırıp kalıyorlardı insanlar. Minik kahramanımız ise bunu “Benim kendi isteklerim yok mu?” isyanıyla fark ediyor. Bunu söyler söylemez ise uzunca bir süredir diğerlerine uyum sağlasın diye uğraştığı ve artık gerçekten çok bıktığı bir arkadaşının da farkına varıyor. Onun da kendine göre bir bakış açısı vardı ve minik kahramanımızın istediği şekilde yönetilmeye ihtiyacı yoktu. Tüm bunları fark etme aşamalarının mimarı ise tabii ki gökteki tellerin üzerinde duran adamdı.

“Gökte Biri Var”, Sevim Ak’ın akıcı, sade ve eğlenceli diliyle satırlara dökülürken Behiç Ak’ın güzel çizimleriyle renklendirilmiş. Satır aralarında birçok mesaj veren, sevgiyi, dostluğu, dostluk adına yapılan kurabiyelerin serüvenlerini anlatıyor çocuklarımıza. Görünenin görünmeyenden çok farklı olduğunu da… Çocukların merak duygularını destekleyecek, onları eğlendirecek, daha küçükken bile onların bambaşka bakış açılarından bakmasını sağlayacak bir adamla tanıştırıyor onları. Çocuklarımızı ve mahalledeki diğer insanları.  Fakat ne garip… Tellerin üzerindeki adam her şeyi bilmesine rağmen kimse onun adını dahi bilmiyor. Fakat bu mahallede izler bıraktığı kesindi. Emektar ıhlamur ağacının ortasına çivilenmiş bir mahalle krokisiyle veya toprakta bıraktığı minik bir izle hala dolaşıyordu sanki aralarında.

Gökte biri vardı, ama o kimdi? Gökyüzündeki biri birçok şey söylüyordu, fakat bunları nasıl biliyordu?

Gökyüzünden vazgeçmeyen ve içi gökyüzü kadar geniş olan çocuklarımız için…

KÜNYE: Gökte Biri Var, Sevim Ak, Resimleyen: Behiç Ak, Can Çocuk Yayınları, 2012,92 Sayfa.

 

'Büyümek ki çoğu zaman törpülenmektir'

Yeni şiir kitabı “Bir Bedende İki Cambaz”ı konuştuğumuz Ömer Burçin Özkişi, "Özellikle böylesi çalkantılı tarihsel bir süreçten geçerken şiirin de biraz yaşanılan politik atmosferi soluması ve buradan beslenmesi gerektiğini düşünüyorum" diyor.

 

B. Aydın Doruk

Genç şair Ömer Burçin Özkişi ile yeni kitabı “Bir Bedende İki Cambaz”,  şiirleri ve yazın hayatı hakkında söyleştik. Kitabının ismini kendi hikayesinden yola çıkarak veren Özkişi, şiir tercihini; “Sınırlı bir alanda imgelerinde yardımıyla gerçekliğin bir prizmadan geçirilerek yansıtıldığı bir sanat türü bence. Dar alanda büyük işler başarmanızı talep ediyor sizden. Sanırım bu bana hep çekici geldi” diyerek ortaya koyuyor.

Merhaba Ömer, öncelikle söyleşi talebimizi kabul ettiğin için teşekkür ederiz. Bize kendinden ve şiire nasıl başladığından bahseder misin? Neden şiiri türünü tercih ettin?

Merhaba, ben teşekkür ederim. Kısaca kendimden bahsetmem gerekirse Tekirdağ’ın Malkara ilçesinde doğdum. Liseyi Tekirdağ’da okuduktan sonra Ege Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümünü kazandım ve 2012 yılında mezun oldum. Bir süre mühendislik yaptım fakat daha sonra askerlik engeli çıktı önüme. Askere gitmemekte kararlıydım. Bir ara yüksek lisansı kazandım fakat tez aşamasında bırakmak durumunda kaldım bazı sebeplerden ötürü. Bu sebeple geçen yıla kadar kaçtım askerlikten. Tabii bu durumda mühendislik yapma şansım pek kalmamıştı. Kafelerde ve barlarda çalışmaya başladım. Şu an ise işsizim.

Şiire nasıl başladığıma gelirsek; lise yıllarında o dönemki sevgilime yazıyordum. Tabii çok amatörce şiirlerdi ama, daha fazlasını da beklemiyordum şiirden. Duygularımı aktarsın yeterdi.Kısaca şiire böyle başladım. Ara ara yine yazıyordum üniversite yıllarında fakat şiir hayatımın merkezinde değildi açıkçası. Şiirle bir derdim yoktu henüz.

Neden şiir sorusunu ben de kendime çok sordum çünkü hiç düz yazıya ilgi duymadım.Belki ilginç gelecek ama bir tane bile öykü yazmadım hayatımda. Bu bir eksikliktir belki bilemiyorum fakat şiire hep bir ilgim ve merakım oldu. Doğalında oldu bu.Nedenine gelirsek; ben bu alanda büyük laflar edebilecek donanımda görmüyorum kendimi ama kısaca şöyle cevaplayabilirim: Şiir sınırlı bir alanda imgelerinde yardımıyla gerçekliğin bir prizmadan geçirilerek yansıtıldığı bir sanat türü bence. Dar alanda büyük işler başarmanızı talep ediyor sizden. Sanırım bu bana hep çekici geldi. Uzun uzadıya yazmak bana göre değildi dediğim gibi. Şimdi şiir kısa olacak diye bir şey söylemiyorum yanlış anlaşılmasın. Sadece düzyazı gibi değil şiir. Hayal gücünün sınırlarını zorladığın, anlamın bazen üstü kapalı bir şekilde aktarıldığı ve imgelerin dünyasında sözcüklerle bir öz-biçim birlikteliği inşa etmeye çalıştığın bir sanat dalı benim algılayabildiğim kadarıyla. Bu yüzden şiiri seçtim.

Şiirlerini yazarken etkilendiğin şair veya akımlar var mı? Varsa bunlardan bize kısaca bahseder misin?

Kuşkusuz var. Örneğin bana ilk şiiri sevdiren şairler Nazım Hikmet ve Ahmed Arif’tir. Buna Can Yücel’i ve Ahmet Telli’yi ekleyebilirim.Daha sonra çeşitli şairlerin/akımların şiirleriyle tanışma fırsatı buldum elbet. Garip akımı,ikinci yeniciler, toplumcu gerçekçiler vb.Ama en çok etkilendiğim şair İsmet Özel’dir. “Erbain” baş ucu kitabım diyebilirim. Özellikle İsmet Özel’in sosyalist olduğu dönem şiirleri çok etkiler beni. Ben de sosyalist olduğum için sanırım. Mesela “Sevgilim Hayat” şiirini kaç kez okudum kaç kez dinledim inan bilmiyorum. İsmet Özel’in politik olarak içine düştüğü bataklıkla çok ilgilenmiyorum.Şiiriyle ilgiliyim daha ziyade. Şiirimi etkiledi mi bilemem ama beni en çok etkileyen şairdir. Onun dışında geç tanıştığım daha doğrusu ablam ve arkadaşlarım tarafından tanıştırıldığım şairler var. Birhan Keskin, Didem Madak, Nilgün Marmara gibi. Şu an onların şiirlerine yoğunlaşmış durumdayım.

“Bir Bedende İki Cambaz” adlı kitap çıkardın ,günümüzde ‘hit’ şairler dışında yeni dönem şairlerin tutunabileceğini düşünüyor musun?

Açıkçası düşünmüyorum. İstisnalar elbet olacaktır ama genel olarak şiir bu açıdan pek tatmin edici bir alan değil fikrimce.Peki derdin neydi de kitap çıkardın dersen sadece eşim dostum okusun belki onların çevresine ulaşsın yeter diye düşündüm.Bir de tabii arkamda birşeyler bırakmak istedim.Ben öldükten sonra da benden bir parça bu dünyada var olsun istedim.

Genellikle ekonomik kriz, kitap yazanların önlerinde büyük bir engel teşkil ediyor.Kitabı yazarken sen nasıl bir süreç geçirdin? Kaygıların var mıydı?

Vardı tabii ama sağ olsunlar ailem bu konuda çok destekledi beni.Hem maddi açıdan hem de manevi açıdan.Biraz da ben bir şeyler ekledim sonuçta bu kitabı bastırabildik ama herkes benim kadar şanslı değil maalesef.İnsanlar bu topraklarda açlık sınırında yaşıyor. Birçok yetenekli yazar/şair ekonomik imkansızlıklardan dolayı böyle bir işe kalkışmayı aklından bile geçiremiyor ne yazık ki. Ben şanslıydım bu açıdan inkar edemem bunu.

Şimdi biraz da kitaptan bahsedecek olursak kitabın ismi “Bir Bedende İki Cambaz” bu ismin bir anlamı veya hikayesi var mı?

Evet var.Çok kestirmeden söyleyeyim. Ben Bipolar hastasıyım. İki uçlu duygu durum bozukluğu aslında.Bazen manik atak yaşıyorum bazen depresyona giriyorum. Daha anlaşılır olacaksa bazen aşırı yükseliyorum, mutluyum, enerjiğim bazen ise en dipteyim, kılımı kıpırdatacak enerjim olmuyor,mutsuzluğun sınırlarında dolaşıyorum.Kitabın ismi aslında benim kendi içimde yaşadığım bu çelişkili var oluşa yapılan bir vurgu. Zaten ilk şiirim Cambaz’da kitabın ismi geçiyor.

Tarihin her döneminde edebiyatın ağırlığını hissediyoruz. Büyük tarihsel kırılmalara olaylara baktığımızda hem öncesinde hem sonrasında edebiyat bir açıdan yön gösterici oluyor. Sence günümüzde edebiyat -özellikle şiir- bu ağırlığı koruyor mu?

Edebiyat hakkında konuşmak bana düşmez bu alanda çok yetkin arkadaşlar var ben bu konuda ki fikrimi saklı tutmak istiyorum müsaadenizle. Şiir özelinde birkaç şey söylemek istiyorum fakat. Kendimi de işin içine katarak söylüyorum bunu, okuduğum son dönem şairlere baktığımda genellikle bir içe dönük hal seziyorum. Kuşkusuz bu bir açıdan normal.Fakat özellikle böylesi çalkantılı tarihsel bir süreçten geçerken şiirin de biraz yaşanılan politik atmosferi soluması ve buradan beslenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu aynı zamanda kendime karşı da bir özeleştiridir.

Bitirirken sözü sana bırakalım.Senin kitabın veya günümüz edebiyatına dair söyleyeceklerin var mı?

Aslında söylenecek bir çok şey söylendi ama bir önceki sorunuza verdiğim cevaptan devam etmek istiyorum. Kendime dönük bir özeleştiriden bahsettim. Bunu biraz açayım.Benim yazdığım şiirler genellikle hastalığımın üzerimdeki etkilerine dönük şiirler olarak başladı.Bir nevi terapi işlevi gördü bende şiir. O dönem çok içime kapanıktım ve şiirlerimde bundan nasibini aldı. Aynı zamanda o dönem politik açıdan örgütsüz bir dönemime denk geldi büyük oranda. Bu da içinde yaşadığım toplumun dertlerine çok fazla eğilme cüreti gösteremememde bir etken oldu. Şuan büyük ölçüde toparlandım ve kendimi içinde yaşadığım toplumun bir öznesi olarak görüyorum artık. İkinci kitabım daha dışa dönük, yaşadığı sistemle derdini daha açıktan aktaracak şiirlerden oluşacak. Kendimi sınırlandırmıyorum şu kadar şiir toplumsal içerikli olsun diye. Fakat benim bu sistemle bir derdim var. Bu devletle bir derdim var.Bunu şiirlerime yansıtmak gibi bir derdim de var bu yüzden.Kısaca anlatacaklarım bu kadar. Teşekkür ederim bana kendimi ifade etme şansı tanıdığınız için.İyi çalışmalar dilerim.

 

Çocukların vazgeçilmez oyuncakları taşlar üzerine: Taş Masalları

Taş Masalları, sokaklarda taşlar toplamaktan vazgeçmeyen çocukların masalları. Masalların içindeki sıcaklığı ise sokaklardan geliyor, onların dünyalarından geçip herkese akıyor. Taşları sevenler için…

 

Selda Salman

Taşlar çok eski tarihlerden bu yana çocuk oyunlarının vazgeçilmezi olmuştur. İster sokakta, ister evde kolayca ulaştıkları, istedikleri isimleri verebildikleri, istedikleri gibi toplayıp onları şekilden şekle soktukları materyallerdir. Taşlar, adeta doğanın çocuklara sunduğu en harika oyuncaklardan biridir. Zaman zaman çocuklar için tehlike yaratsa da kontrollü bir biçimde oynandığı zaman onların yaratıcı ve eğlenceli oyunlarının vazgeçilmez ögesidir.

Ümit Yaşar Özkan ve Elif konar Özkan,  Taş Masalları serisiyle çocukların dünyalarına taşları bu defa masallar şeklinde sunmuştur. Altı kitaptan oluşan seride Yalnız Taşın Masalı, Taşlangozun Masalı, Taş Oyunları, Afacan Taşların Masalı,  İsimsiz Taşın Masalı, Taşların Şarkısı bulunurken, isimlerinden de anlaşılacağı üzere bir hayli eğlenceli bu seride çocuklarımız çok eğleneceklerdir.

Taş masalları içindeki sıcacık masallarla birlikte çocukların duygu dünyalarını destekliyor. Onların problem çözme becerilerini destekleyen, dostluğu ve dayanışmayı öğreten, sevgiyi yanlarından hiç eksiltmeyen, farkındalığı ön plana çıkaran içeriğiyle gelişim dönemlerine katkıda bulunacak bir seri. Aynı zamanda elbette ki yaratıcılıklarına da katkıda bulunuyor. Kitabın en göze çarpan özelliklerinden birisi ise sade ve gerçekçi çizimleri. Çizimler bu kadar gerçekçiyken içindeki masalların bizi farklı dünyalara götürmesi ise başka bir güzel özelliği. Aynı zamanda sade ve akıcı dili çocukların ilgisini çekecek cinsten. Kitapların sonunda çocuklara bazı sorular soruluyor. Bu sorular kitapta anlatılanlarla ilgili olup açık uçlu sorular olarak çocuklarımızın karşısına çıkıyor. Onları anlama ve yordama becerilerini desteklerken merak duygularını ve dikkatlerini de arttırıyor.

Taş Masalları serisiyle birlikte, çocuklar bu kitapları okurken canlandırmalar yapabilir, kendi topladıkları taşlarla kitaplardaki şekilleri yapmak isteyebilirler. Veya kendileri topladıkları taşlarla masallar yazmak için bu seri onlara inanılmaz fikirler verecektir. Taş Masalları, çocuklar için sadece kitap işlevini görmeyip onların yaratıcı oyunlarının da öznesi olmaya aday bir seri olarak görünüyor.

Taş Masalları, sokaklarda taşlar toplamaktan vazgeçmeyen çocukların masalları. Masalların içindeki sıcaklığı ise sokaklardan geliyor, onların dünyalarından geçip herkese akıyor. Taşları sevenler için…

KÜNYE: Taş Masalları, Ümit Yaşar Özkan, Elif Konar Özkan, Erdem Çocuk Yayınevi, 144 Sayfa,2016.







FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KİTAP Haberleri

Henüz anket oluşturulmamış.
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
1 Galatasaray 34 20 5 9 72 36 69 +36
2 Medipol Başakşehir 34 19 5 10 49 22 67 +27
3 Beşiktaş 34 19 7 8 72 46 65 +26
4 Trabzonspor 34 18 7 9 64 46 63 +18
5 Yeni Malatyaspor 34 13 13 8 47 46 47 +1
6 Fenerbahçe 34 11 10 13 44 44 46 0
7 Antalyaspor 34 13 15 6 39 55 45 -16
8 Atiker Konyaspor 34 9 8 17 40 38 44 +2
9 Alanyaspor 34 12 14 8 37 43 44 -6
10 Kayserispor 34 10 13 11 35 50 41 -15
11 Çaykur Rizespor 34 9 11 14 48 50 41 -2
12 Sivasspor 34 10 13 11 49 54 41 -5
13 MKE Ankaragücü 34 11 16 7 38 53 40 -15
14 Kasımpaşa 34 11 17 6 53 62 39 -9
15 Göztepe 34 11 18 5 37 42 38 -5
16 Bursaspor 34 7 11 16 28 37 37 -9
17 BB Erzurumspor 34 8 15 11 36 43 35 -7
18 Akhisarspor 34 6 19 9 33 54 27 -21
Takım O G M B A Y P AV
1 Hatayspor 17 10 2 5 30 10 35
2 Gençlerbirliği 17 11 4 2 26 13 35
3 Denizlispor 17 9 2 6 33 12 33
4 Adana Demirspor 17 9 3 5 32 15 32
5 Altınordu 17 9 4 4 30 15 31
6 Ümraniyespor 17 9 5 3 25 17 30
7 Gazişehir Gaziantep 17 8 5 4 26 15 28
8 Boluspor 17 8 5 4 25 18 28
9 İstanbulspor 17 8 5 4 27 28 28
10 Balıkesirspor Baltok 17 8 6 3 26 23 27
11 Eskişehirspor 17 7 4 6 23 22 27
12 Altay 17 7 5 5 24 15 26
13 Osmanlıspor FK 17 8 7 2 22 19 26
14 Giresunspor 17 6 8 3 19 22 21
15 Adanaspor 17 3 8 6 21 25 15
16 Afjet Afyonspor 17 3 8 6 19 30 15
17 Elazığspor 17 3 10 4 19 28 13
18 Kardemir Karabükspor 17 0 14 3 7 43 3
Takım O G M B A Y P AV
1 Manisa BBSK 17 13 2 2 45 13 41
2 Fatih Karagümrük 17 13 2 2 35 15 41
3 Menemen Belediyespor 17 10 2 5 34 19 35
4 Tuzlaspor 17 10 4 3 36 14 33
5 Sivas Belediyespor 17 9 3 5 36 21 32
6 Etimesgut Belediyespor 17 8 3 6 24 13 30
7 Bandırmaspor 17 9 5 3 28 20 30
8 Tarsus İdman Yurdu 17 8 5 4 35 26 28
9 Pendikspor 17 7 3 7 30 22 28
10 Şanlıurfaspor 17 7 4 6 23 15 27
11 Kırklarelispor 17 7 4 6 22 17 27
12 Zonguldak Kömürspor 17 7 5 5 19 16 26
13 Kahramanmaraşspor 17 7 6 4 21 21 25
14 Konya Anadolu Selçukspor 17 5 5 7 28 32 22
15 Bak Spor 17 4 5 8 16 28 20
16 Fethiyespor 17 4 6 7 14 18 19
17 Tokatspor 17 5 9 3 15 20 18
18 Darıca Gençlerbirliği 17 3 11 3 13 36 12
Takım O G M B A Y P AV
1 Nazilli Belediyespor 16 10 0 6 35 14 36
2 Tire 1922 16 9 0 7 29 10 34
3 Hekimoğlu Trabzon 16 9 2 5 23 9 32
4 Nevşehir Belediyespor 16 7 2 7 30 16 28
5 Ergene Velimeşe 16 8 5 3 22 15 27
6 Karaköprü Belediyespor 16 8 5 3 25 19 27
7 Silivrispor 16 7 4 5 18 10 26
8 Artvin Hopaspor 16 6 3 7 17 13 25
9 Erzin Belediyespor 16 6 4 6 31 18 24
10 Erbaaspor 16 6 4 6 20 13 24
11 Şile Yıldızspor 16 7 7 2 32 24 23
12 Gebzespor 16 6 5 5 18 14 23
13 Yomraspor 16 5 4 7 20 17 22
14 Batman Petrolspor 16 6 6 4 15 17 22
15 Kozan Belediyespor 16 5 4 7 17 18 22
16 Büyükçekmece Tepecikspor 16 6 7 3 19 20 21
17 Körfez Spor Kulübü 16 1 12 3 9 37 6
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 18/08/2019 Konyaspor vs MKE Ankaragücü
 18/08/2019 Göztepe vs Antalyaspor
 18/08/2019 Kasımpaşa vs Trabzonspor
 18/08/2019 Yeni Malatyaspor vs İstanbul Başakşehir
 19/08/2019 Fenerbahçe vs Gazişehir Gaziantep
 23/08/2019 Beşiktaş vs Göztepe
 24/08/2019 MKE Ankaragücü vs Kayserispor
 24/08/2019 Alanyaspor vs Kasımpaşa
 24/08/2019 İstanbul Başakşehir vs Fenerbahçe
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 18/08/2019 Hatayspor vs Altınordu
 18/08/2019 BB Erzurumspor vs İstanbulspor
 18/08/2019 Akhisarspor vs Adanaspor
 18/08/2019 Altay vs Ümraniyespor
 19/08/2019 Eskişehirspor vs Keçiörengücü
 23/08/2019 Boluspor vs Adana Demirspor
 24/08/2019 Keçiörengücü vs Osmanlıspor FK
 24/08/2019 Altınordu vs Fatih Karagümrük
 24/08/2019 Balıkesirspor vs BB Erzurumspor
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 31/08/2019 Etimesgut Belediyespor vs Niğde Anadolu FK
 01/09/2019 Bayburt İÖİ vs Elazığspor
 01/09/2019 Sivas Belediyespor vs Kardemir Karabükspor
 01/09/2019 Van BBSK vs Bandırmaspor
 01/09/2019 Ankara Demirspor vs Bodrumspor
 01/09/2019 Kastamonuspor 1966 vs Tuzlaspor
 01/09/2019 Eyüpspor vs Kırşehir Belediyespor
 01/09/2019 Utaş Uşakspor vs Kahramanmaraşspor
 01/09/2019 Sakaryaspor vs Ergene Velimeşe
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 31/08/2019 Silivrispor vs Erzin Spor
 31/08/2019 Sultanbeyli Bld. vs Manisaspor
 01/09/2019 Artvin Hopaspor vs Yomraspor
 01/09/2019 Karaköprü Belediyespor vs Şile Yıldızspor
 01/09/2019 Yeni Orduspor vs 68 Aksaray Belediyespor
 01/09/2019 Düzcespor vs Kızılcabölükspor
 01/09/2019 Serik Belediyespor vs 24 Erzincanspor
 01/09/2019 Tokatspor vs Çatalcaspor
 01/09/2019 Buca FK vs Çankaya FK
resmi ilanlar
GAZETEMİZ

NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI