escort izmit | izmit escort | kocaeli escort | escort kocaeli

Bugun...


İsmail Akyıldırım

facebook-paylas
Elbette ki Koronavirüs var... Lakin panik olmayalım!
Tarih: 27-03-2020 12:25:00 Güncelleme: 27-03-2020 12:25:00


Elbette ki Koronavirüs var...
Lakin panik olmayalım!

İSMAİL AKYILDIRIM
 
 
Hikaye şöyle başlıyordu...
 
1950’li yıllarda bir İngiliz şilebi Portekiz’den aldığı Madura Şaraplarını İskoçya’ya götürür.
 
Demir attığı limanda yükünü boşalttıktan sonra, şilepte çalışan denizcilerden biri unutulan şarap kolisi kaldı mı diye denetlemek üzere soğuk hava deposuna girer. 
 
Onun içeride olduğunu fark etmeyen başka bir denizci ise, kapıyı dışarıdan kapatır. 
 
Soğuk hava deposunda mahsur kalan denizci, var gücüyle bağırır, çelik duvarları yumruklar, ama kimseye duyuramaz sesini. Çakısıyla içeriden açmaya çalışır kapıyı, mümkün değildir. 
 
Boş şilep, yeni yükünü almak üzere Portekiz’e doğru yola çıkar.
 
Mahsur denizci, depoda açlıktan ölmeyecek kadar yiyecek bulur. 
 
Ama deponun dondurucu soğuğuna fazla dayanamayacağının bilincindedir. 
 
Kapıyı açamayan çakısıyla, çelik duvarlara kendisini bekleyen ölüm sürecini yazmaya, daha doğrusu kazımaya başlar. 
 
Günbegün, adeta bilimsel bir titizlikle soğuğun vücuduna önce uyuşturucu sonra yavaş yavaş öldürücü etkilerini, el ve ayaklarının nasıl duyarsızlaştığını, donan burnunu ve buz gibi havanın dayanılmaz yakıcılığını anlatır.
 
Şilep Lizbon’a demir attığında, soğuk hava deposunun kapısını açan kaptan, zavallı denizcinin cesediyle karşılaşır. 
 
Duvarlara kazıdığı acılı sonunu okur ve... Kendisi de hayretten dona kalır.
 
Çünkü soğuk hava deposunun derecesi 19’dur. 
 
İskoçya’ya götürdükleri Madura Şarapları 18 derecede taşınmayı gerektirmiş, şilep yükünü boşalttıktan sonra soğutma sistemi zaten kapatılmış olup, kendi haline bırakılan deponun sıcaklığı bir derece de yükselmiştir.
 
Yani biçare denizci donarak ölmemiş, donduğunu sandığı  (ya da donacağına inandığı) için ölmüştür.
 
***
 
Yukarıda ki hikayeden şunları çıkarabiliriz...

Neye inanıyorsak o dur!

Yani zihnimiz bize türlü türlü ve inanılmaz oyunları oynayabilir!
 
Elbette ki  Koronavirüs var... Yok değil...

İnsanın doğasında  korkmakta vardır.

İkisi de gerçektir...
 
Fakat panik olmak farklı bir şeydir.
 
Uzmanların açıklamalarını dinlerken, 
 
Paniğin bağışıklık sistemimize verdiği  zarar ise,
 
Yüzde elli civarında olduğu, açıklanmış bir gerçektir.
 
Ani reaksiyon göstermek insan üzerinde çok ciddi hasarlar ve tahribatlar bırakabiliyor...
 
Bu gibi durumlara da neden olan,
 
Elbette ki bazı enstrümantaller vardır.
 
Basın, fotoğraflar, videolar,
 
Yoğun sosyal medya baskısı, 
 
TV'de verilen rakamlar ve şehir efsanaleri gibi...
 
İşte tüm bunlar "sana davetiye gönderiyoruz, koşu ver  gel" gibisi'ndendir!
 
Evlerimizde oturur iken,
 
Panik olmayıp,
 
Boş da kalmayacağız...

Okuyacağız, bol bol okuyacağız...

Eski hatıralarımızı tazeleyeceğiz.
 
Geçmiş günlerimizi anıp, gelecekteki güzel günlerimizi hayal edeceğiz...
 
Çocuklarımıza önce derslerine çalışmalarını,  ardından Kemalettin Tuğcu, Ömer Seyfettin;
 
Gençlerimize ise Halit Ziya Uşaklıgil, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Sait Faik Abasıyanık gibi, 
 
Ünlü Türk yazarlarının kitaplarını okumalarını tavsiye edeceğiz.
 
Beyin Jimnastiği yapacağız;
 
Sokağa çıkmayıp, dezenfekte olacağız...
 
Olacağız ki,
 
Düşman içimizde ki kaleyi zapt edemeyeceğini bir kerede anlayacak!
 
Muhabbetle!




FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YUKARI