Bugun...


İsmail Akyıldırım

facebook-paylas
Padişah, dokumacı ve görünmeyen tülbent...
Tarih: 12-02-2020 18:25:00 Güncelleme: 12-02-2020 18:25:00


Padişah, dokumacı ve görünmeyen tülbent...
 
İSMAİL AKYILDIRIM
 
Bu masalı eski bir kitapta okumuştum. 
 
Sizlerle de paylaşmak istedim...
 
Bir vardı, bir yoktu. 
 
Eskiden dünya kadar büyük bir ülkede ulu bir padişah yaşardı. 
 
Sarayı da ülkesi gibi dünyanın en büyük, en görkemli sarayıydı. Hem ülkenin, hem padişahın zenginliği dillere destandı.
 
Günlerden bir gün, küçücük ve yoksul bir ülke olan komşu ülkeden bir dokumacı geldi. Padişahı görmek istedi. 
 
Padişahın karşısına çıkarıldığında şunu söyledi:
 
Ben öyle bir tülbent dokurum ki, onu iyilikseverler görür, kötü niyetliler göremez.
 
Padişah dokumacının anlattığına çok şaştı. 
 
Kendisine bu tülbentten dokumasını buyurdu.
 
Dokumacı, padişahtan yiyecek, içecek ve bol para alıp bir dükkâna kapandı. 
 
Ne yaptığı görülmesin diye dükkânın kepengini de indirdi. Aradan birkaç gün geçtikten sonra eline katlanmış bir kâğıt alıp padişahın karşısına dikildi. Katlı kâğıdı padişahın önüne koydu.
 
Padişahım işte dokuduğum tülbent budur, dedi.
 
Padişah, kâğıdın katlı yerlerini açarak baktı. 
 
Ama boş kâğıttan başka bir şey göremedi. 
 
Yanında bulunan vezirlerle beyler, paşalar da kâğıdın dışında bir şey görememişti.
 
Padişah içinden, ‘Demek ben kötü niyetli bir padişahım, tülbenti göremiyorum,’ diye düşündü. 
 
Vezirlerle beyler, paşalar korkularından seslerini çıkarmadılar. 
 
Padişah içinden, ‘Gördüğümü hemen belli etmem gerek,’ diye düşünerek,
 
Ustanın eline sağlık, tülbenti pek güzel dokumuş, dedi. 
 
O zaman dokumacı,
 
Şimdi bir takke getirsinler, diye konuştu. Bu tülbenti takkenin üstüne sarıp padişaha güzel bir sarık yapayım, dedi.
 
Hemen bir takke getirildi. 
 
Dokumacı kâğıdı önüne açtı. 
 
İçindeki tülbenti ucundan tutuyormuş gibi yaparak yavaş yavaş çekerek takkenin çevresine doladı. 
 
Sarığı elinde özenle tutarak padişaha getirdi. 
 
Elbette takkenin çevresinde ne tülbent, ne de başka bir şey vardı. 
 
Dokumacı büyük bir dikkatle sarığı padişahın başına oturttu.
 
Aynı anda padişahın vezirleriyle yanında bulunan beylerle paşalar,
 
Uğurlu olsun padişahım, diye bağrıştılar. 
 
Dokumacıyı da,
 
Pek hoş, pek güzel bir tülbent dokumuşsun, eline sağlık, diye kutladılar.
 
Dokumacı, teşekkür edip yanlarından ayrıldı. Padişah vezirleriyle başbaşa kalınca, üzgün bir sesle:
 
Sevgili vezirlerim, dedi, ben gerçekten kötü niyetli bir padişahmışım çünkü bu tülbenti hiç mi hiç göremiyorum.
 
Padişahın bu açıklaması karşısında vezirler de,
 
Kötü niyetli olan yalnız siz değilsiniz yüce padişahım, dediler. 
 
Biz de bu tülbenti göremiyoruz. Bu ne biçim bir iştir hiç anlamadık....
 
Dokumacı paraları alıp ülkeyi terk ettikten sonra, padişahla vezirlerinin aklı başına geldi.
 
Tülbent diye bir şeyin hiç olmadığını, dokumacının onları aldattığını anladılar. 
 
Ama dokumacı onlara bir şey öğretmişti: 
 
Daima iyiliksever olmayı!
 
***
 
Eline her tür yaptırımı olan Padişah;
 
Dokumacının tez kellesini vurun demedi...

Veya; 

En önemlisi güç ve kudretini kullanarak, zindana atın da demedi!
 
***
 
Peki ne demişti  Şeyh Edebali ?
 
"Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. 
 
Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. 
 
Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.
 
Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgârlarında savrulur gidersin..."




FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YUKARI