|
Tweet |
Bu Düzen Engel Tanımaz... Ama Vicdanı Tanır
FARUK OCAK
Hayat bugün herkese eşit mesafede durmuyor. Bunu artık romantize etmenin, süslemenin kimseye faydası yok. Günümüz şartlarında gerçek çok net ortada duruyor. Emeğin değil bağlantının, liyakatin değil torpilin konuştuğu bir düzenin içindeyiz. Sabahın köründe işe gitmek için yollara düşenle, bir telefonla makam odasına giren aynı kefeye konuluyor. Sonra da adalet varmış gibi davranmamız bekleniyor.
Engelli bireyler bu çarpıklığı en çıplak haliyle yaşıyor. Kaldırım var ama çıkıntılı. Asansör var ama çalışmıyor. Kanun var ama uygulanmıyor. İş ilanı açılıyor ama engelli kotası kağıt üzerinde kalıyor. Herkes sosyal medyada duyarlı ama gerçek hayatta kimse sorumluluk almıyor. Alkış çok, icraat yok. İşte en acı tarafı da bu samimiyetsizlik.
İki türlü yaşanır bu hayat. Ya başına gelen her haksızlıkta içine kapanır, kader deyip susarsın. Ya da yaşadıklarının hesabını tutar, dersini alır ve yoluna devam edersin. Görme engelli ya da başka bir engel grubunda olmak, hayattan kopmak değildir. Aksine, hayata karşı daha uyanık olmayı öğretir. Kimin dost, kimin sadece kalabalık olduğunu erken fark etmeyi öğretir.
Bugün ayakta kalmak için sadece güçlü olmak yetmiyor. Net olmak gerekiyor. Dürüst olmak çoğu zaman bedel istiyor. Doğruyu söyleyen dışlanıyor, sessiz kalan ödüllendiriliyor. Ama şunu herkes bilsin. Susarak korunulan düzen, konuşanın sırtına basarak ayakta duruyorsa orada ahlak yoktur. Orada sadece çıkar vardır.
Bağımsızlık lafla olmaz. Bağımsızlık, kimseye eyvallah etmeden yaşayabilmektir. Kendi kararını verebilmek, kendi yolunu çizmek, yanlışsa bedelini de kendin ödemektir. Engelli birey için bu daha zordur ama daha kıymetlidir. Çünkü bu duruş, acındırarak değil, mücadele ederek kazanılır.
Bu çağda mesele engel değildir. Mesele karakterdir. Engel bedende olabilir ama asıl sakatlık vicdandadır. Bir toplum engellisini yok sayıyorsa aslında kendi insanlığını kaybediyordur. Hak istemek ayıp değildir. Asıl ayıp, hakkı olanı susmaya zorlamaktır.
Bu hayat geri çekilenleri değil, dimdik duranları yazar. Düşüp kalkanları değil, düştüğü yerden ders alıp yürümeye devam edenleri hatırlar. Ve unutulmamalıdır ki merhametle değil, adaletle yaşanır bir ülke.