|
Tweet |
ENGELLİLİK KADER DEĞİL, VİCDANSIZLIK UTANÇTIR
FARUK OCAK
İslam, engelli bireyi toplumun kenarında tutan bir din değildir; aksine onu merkeze alan, sorumluluk veren ve onurunu koruyan ilahi bir nizamdır. Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem, engelliliği bir eksiklik değil, insan olmanın doğal bir parçası olarak görmüş ve bu anlayışı sözle değil, bizzat yaşayarak öğretmiştir. O gün Medine sokaklarında engelli bir insan değer görüyordu. Bugün ise modern şehirlerde engeller betonla değil, vicdansızlıkla örülüyor.
Abdullah bin Ümmü Mektum görme engelliydi ama Medine’nin müezziniydi. Peygamberimiz şehirden ayrıldığında onu yerine vekil bırakıyordu. Bu, bir sembol değil; açık bir duruştur. Engelli birey acınacak değil, güvenilecek insandır mesajıdır. Bugün ise diploma var, teknoloji var, imkân var; ama engelli bireye güven yok. Asıl çağ geriliği buradadır.
İslam’ın yaklaşımı sadece dini değil, aynı zamanda psikolojik olarak da derindir. Bir insanın özgüvenini kırmak, onu başkasına muhtaç hissettirmek, görünmez kılmak ağır bir ruhsal yıkımdır. Dinimiz bunu reddeder. Görme engelli birine yol göstermek, işitme engelli biriyle sabırla iletişim kurmak, bedensel engelli bir bireyin hayatını kolaylaştırmak sadaka sayılmıştır. Çünkü bu davranışlar merhametten değil, sorumluluktan doğar. Merhamet geçicidir, sorumluluk kalıcıdır.
Bugünün dünyasında engelli bireyler iş başvurularında eleniyor, sokakta kaldırıma takılıyor, toplu taşımada yok sayılıyor. Yardım kampanyaları alkışlanıyor ama istihdamdan kimse söz etmiyor. Engelli bireyin ruh sağlığı, sistematik dışlanmayla zedeleniyor. Sürekli bekleyen, sürekli sabreden ama hiç karşılık görmeyen bir insanın psikolojisi güçlü kalamaz. Oysa İslam, insanı güçlü kılmak ister; bağımlı değil, bağımsız olmasını ister.
İnsani açıdan bakıldığında engellilik bir azınlık meselesi değildir. Herkes bir gün engelli olabilir. Buna rağmen engelli bireyi yok sayan toplumlar, aslında kendi yarınlarını inkâr eder. Peygamber ahlakı nettir: Güç, ezmekte değil; ayağa kaldırmaktadır. Bugün engelli bireyler hâlâ kaldırımda, okulda, iş yerinde mücadele ediyorsa bu kader değil, ihmaldir.
Artık bahane üretmenin zamanı bitmiştir. Teknoloji gelişti, bilgi çoğaldı, kaynaklar arttı. Eksik olan tek şey samimiyettir. Engelliyi sadece özel günlerde hatırlayanlar, vicdanlarını takvim yapraklarına hapsetmiştir. Oysa İslam süreklilik ister, adalet ister, hakkın teslimini ister. Engelli bireyin şehirde, işte, eğitimde ve hayatta eşit yer almasını emreder.
Bu yüzden artık yumuşak cümleler yetmez. Engelli bireyi yok sayan sistemler iflas etmiştir. Merhameti vitrine koyup hakkı teslim etmeyen anlayış çökmüştür. Peygamber Efendimiz’in mirası, engelliyi süs cümlesi yapmak değil; hayatın öznesi yapmaktır. Bugün hâlâ bunu başaramıyorsak sorun engellilerde değil, bu düzeni kuranlardadır.