|
Tweet |
Sabrın Son Sınırı...
FARUK OCAK
Yıllardır engelli bireyler olarak aynı cümleyi kurduk:
“Kaldırımları erişilebilir hâle getirin. Yolları güvenli yapın. Toplu taşımayı herkes için kullanılabilir hâle getirin. Sarı kılavuz çizgileri amacına uygun uygulayın. Hayatı bize de eşit yaşanabilir kılın.”
Ne ayrıcalık istedik ne de lütuf bekledik.
Sadece anayasanın, yasaların ve taraf olunan uluslararası sözleşmelerin bize tanıdığı en temel hakkın hayata geçirilmesini talep ettik.
Bugün ise bir kez daha gördük ki, istenildiğinde her şey yapılabiliyormuş.
NATO Zirvesi için Ankara’nın birçok noktasında yollar yenilendi, kaldırımlar düzenlendi, çevre hızla güzelleştirildi, eksikler kısa sürede giderildi. Günlerce süreceği söylenen çalışmalar, güçlü bir irade ortaya konulduğunda birkaç gün içinde tamamlandı.
Demek ki mesele imkânsızlık değilmiş.
Demek ki mesele bütçe değilmiş.
Demek ki mesele zaman da değilmiş.
Mesele, öncelik meselesiymiş.
Peki aynı devlet ciddiyeti, aynı hız, aynı planlama ve aynı kararlılık neden yıllardır engelli bireylerin yaşam hakkı söz konusu olduğunda gösterilmiyor?
Neden erişilebilirlik hâlâ raporlarda var, sunumlarda var, projelerde var; ama kaldırımlarda, duraklarda, kamu binalarında ve sokaklarda yok?
Neden kâğıt üzerinde örnek gösterilen uygulamalar, sahaya gelince kayboluyor?
Artık bu soruların cevabını sadece kamu kurumlarında aramak da yeterli değildir.
Yıllardır engelli bireylerin sesi olduğunu söyleyen birçok sivil toplum kuruluşu da bu tablonun karşısında ciddi bir öz eleştiri yapmak zorundadır.
Çünkü engelli bireyler artık sadece erişilebilirliğin eksikliğinden değil; temsil edilememekten, ortak ses çıkarılamamasından, dağınıklıktan ve etkisiz kalınmasından da yorulmuştur.
Bugün birçok engelli birey ve ailesi, kendi haklarını savunması gereken yapılara eskisi kadar güven duymamaktadır.
Bu güven kaybı tesadüfen oluşmadı.
Yılların birikimiyle oluştu.
Sürekli ertelenen beklentiler, sonuç üretmeyen açıklamalar, aynı sorunların yıllarca tekrar edilmesi ve sahada hissedilmeyen mücadele, birçok insanın umutlarını sessizce tüketti.
Öyle bir noktaya gelindi ki, bazı engelli bireyler artık “Sivil toplum örgütleri olsa da olur, olmasa da…” demeye başladı.
İşte asıl tehlike budur.
Çünkü güven bir kez kırıldığında onu yeniden inşa etmek, bina yapmaktan çok daha zordur.
Artık geriye dönüşü zor olan bir kırılma yaşanmaktadır.
Engelli bireylerin sabrı tükenmektedir.
Ailelerin beklentileri tükenmektedir.
Verilen sözlerin değeri tükenmektedir.
Hiç kimse engelli bireylerden sonsuza kadar beklemelerini istemesin.
Çünkü beklemek de bir ömürdür.
Bir insanın bağımsız yaşayamadığı her gün, kaybedilmiş bir gündür.
Bir çocuğun güvenle yürüyemediği her kaldırım, ertelenmiş bir haktır.
Bir görme engellinin bastonuyla ilerleyemediği her yol, sadece beton değil; ihmalin ve ilgisizliğin izidir.
Erişilebilirlik, bir açılış töreninde alkışlanacak bir proje değildir.
Erişilebilirlik, her sabah milyonlarca insanın evinden çıktığında yaşayacağı hayatın ta kendisidir.
Bugün NATO Zirvesi için gösterilen organizasyon kabiliyeti, koordinasyon, hız ve kararlılık hepimize önemli bir gerçeği göstermiştir.
İstenildiğinde oluyor.
Öyleyse artık engelli bireylerin hakkı da ertelenmemelidir.
Çünkü bizler geçici organizasyonlardan daha değersiz değiliz.
Bizler bu ülkenin misafiri değil, eşit vatandaşlarıyız.
Artık mazeret değil, icraat görmek istiyoruz.
Artık vaat değil, uygulama görmek istiyoruz.
Artık kâğıt üzerindeki erişilebilirliği değil, sokakta hissedilen erişilebilirliği istiyoruz.
Çünkü insan onuru bekletilemez.
Hak ertelenemez.
Eşit yaşam hakkı zamana bırakılamaz.
Engelli bireylerin sessizliği zayıflık değildir.
Bu sessizlik, yıllardır görmezden gelinen hakların birikmiş çığlığıdır.
Ve unutulmamalıdır ki, sabrın da bir sonu vardır.