Bugun...


FARUK OCAK

facebook-paylas
ENGEL ÜRETEN AKIL, ÇÖZÜMÜ UNUTAN TOPLUM
Tarih: 19-10-2026 21:05:00 Güncelleme: 19-10-2026 21:05:00


ENGEL ÜRETEN AKIL, ÇÖZÜMÜ UNUTAN TOPLUM 

 

FARUK OCAK

 

Etrafı köpekbalıklarıyla çevrili bir teknede keyif çatacak kadar vurdumduymaz bir hâle geldik. Günün gerçekleri sert, sorunlar ağır, tehditler açıkken; biz hâlâ umursamazlığı normalleştiriyoruz. Her gün yeni bir sorun üretmekte ustayız ama çözüm üretmeye gelince ortada kimse yok. En acısı da şu: Sorunu yaratanla şikâyet eden arasında artık belirgin bir fark kalmadı.

Bu ülkede sorun sadece fiziki engeller değildir. Asıl engel, zihinsel ve vicdani tıkanmadır. Özveri azaldı, sabır tükendi, empati unutuldu. “Vur” denildiğinde ölçüyü kaçıran, ama “düzelt” denildiğinde ortadan kaybolan bir ruh hâli içindeyiz. Ne, neden, niçin, niye sorularını sormayı bıraktığımız anda; sorunlar çığ gibi büyümeye başladı.

Oysa çözüm, sorunu tanımakla başlar. Sorunun ne olduğunu kavrayamayanlar, çözüm üretmek yerine sürekli yeni sorunlar yaratır. Yapılması gereken bellidir ama kimse sorumluluk almak istemez. Herkes topu birbirine atar, kimse kaleye gitmeye cesaret edemez. Gerçekleri söylemek riskli bulunur, taşın altına el sokmak ise gereksiz görülür.

Engel üreten alanlara baktığımızda aynı tabloyla karşılaşırız. Göstermelik düzenlemeler, kâğıt üzerinde kalan projeler, sahada karşılığı olmayan erişilebilirlik anlayışı… Rampası olan ama kullanılamayan binalar, “erişilebilir” denilen ama içinde engel barındıran alanlar, dinlenmeyen talepler… Bunlar tesadüf değildir. Bunlar, çözümden bilinçli olarak kaçmanın sonucudur.

Çözüm odaklı olmak, önce sahaya inmeyi gerektirir. Engel, masa başında değil; yaşamın içinde görülür. Bastonla yürürken kaldırıma takıldığında, tekerlekli sandalyeyle kapıdan geçemediğinde, iş başvurusunda “sana uygun değil” denildiğinde hissedilir. Bu yüzden engelli bireylerin olmadığı hiçbir karar süreci eksiksiz değildir. Dinlemeden yapılan her düzenleme, yeni bir engel üretir.

Erişilebilirlik bir lütuf değil, temel bir haktır. Bu hak; şehir planlamasında, ulaşımda, eğitimde, istihdamda ve dijital dünyada eksiksiz uygulanmalıdır. “Sonra yaparız” anlayışı, bugün bir insanın hayatından çalınan zamandır. Oysa işini baştan doğru yapan için ne maliyet ağırdır ne de süreç karmaşık. Zor olan, sorumluluktan kaçmaktır.

Bir diğer temel mesele de denetimdir. Yapılan işin sürdürülebilir olması gerekir. Bugün çalışan bir sistem, yarın da çalışmalıdır. Engelli bireylerin ihtiyaçları geçici değildir; bu yüzden çözümler de geçici olamaz. Kalıcı, sağlam ve insan onuruna yakışır olmak zorundadır.

Toplumun en büyük engeli ise duyarsızlıktır. Empati kurmayan her bakış, yeni bir engelin temelini atar. Oysa empati, çözümün kapısını açar. Herkes bir gün engelli adayıdır. Bu gerçeği unutmadan hareket eden toplumlar güçlenir; unutanlar ise aynı sorunların içinde dönüp durur.

Makamlar geçicidir, ünler geçicidir. Asıl kalıcı olan, bıraktığımız izdir. Bulunduğu makama değer katanlar büyür; makamdan değer almaya çalışanlar ise zamanla o makamın değerini kendi seviyelerine indirir. Hatalar böyle başlar ve zincirleme ilerler.

Tek bir doğru vardır: İşini doğru yapmak. Maddi kazanç kadar manevi kazancı da hesaba katmak. Vicdanı merkeze alan, empatiyi rehber edinen her yaklaşım, er ya da geç karşılığını bulur. Çünkü Allah, doğrunun ve işini hakkıyla yapanın yanındadır.

Herkes işini doğru yaparsa, engeller azalır. Herkes sorumluluk alırsa, sorunlar çözülür. Engel üreten değil, engel kaldıran bir akıl; sadece engelli bireyleri değil, bütün toplumu ayağa kaldırır. Gerçek gelişmişlik, en kırılgan olanın hayatını ne kadar kolaylaştırabildiğinle ölçülür.

 




FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YUKARI