|
Tweet |
KOLTUKLAR GEÇİCİDİR, SOFRALAR HATIRLANIR: HAYATA BİR KEZ GELDİĞİNİ UNUTMA
FARUK OCAK
Hayat bazen insanı yorar, bazen de hiç beklemediği bir anda sevindirir. Kimi zaman gönlümüz kırılır, kimi zaman yüzümüz güler. Bazen bir kapı kapanır, başka bir kapı açılır. Bazen yanımızda sandığımız insanlar uzaklaşır, hiç beklemediğimiz insanlar ise hayatımıza dokunur.
İşte insan, hayatın böyle değişken zamanlarında gerçek dostun kıymetini daha iyi anlar.
Çünkü gerçek dost, sadece güzel gününde yanında olan değildir. Gerçek dost; düştüğünde elinden tutan, sustuğunda sessizliğini anlayan, ağladığında yanında oturan, başarısında kıskanmadan sevinen ve hiçbir makamın, hiçbir menfaatin, hiçbir çıkarın hesabını yapmadan yanında durandır.
Hayata bir defa geliyoruz.
Bunu unutmayalım.
Bir gün hepimizin sahip olduğu makamlar bitecek. Koltuklar değişecek. Unvanlar el değiştirecek. Alkışlar susacak. Kalabalıklar dağılacak. İnsanların bize gösterdiği ilgi azalacak.
Peki geriye ne kalacak?
İşte asıl soru budur.
İnsanın geride bıraktığı makamı değil, insanlığıdır.
Bugün oturduğun koltuk yarın başka birinin olabilir. Bugün taşıdığın unvan yarın elinden alınabilir. Bugün önünde saygıyla eğilen insanlar, yarın seni görmeyebilir. Bugün kapında bekleyenler, yarın başka kapılarda olabilir.
Ama yıllar önce aynı sofrada oturduğun, aynı ekmeği bölüştüğün, derdini anlattığın, sevincini paylaştığın, zor gününde omzuna yaslandığın bir dostun hatırası kolay kolay silinmez.
Çünkü makamlar insanı yükseltir; dostluklar insanı yaşatır.
İnsan yükseldiğinde asıl sınavını verir.
Makam sahibi olmak kolaydır; makamın değiştiğinde insan kalabilmek zordur.
Bir insanın çevresindeki kalabalığın büyümesi, gerçek dostlarının çoğaldığı anlamına gelmez. Bazen insanın çevresi kalabalıklaştıkça gönlü yalnızlaşır.
Çünkü bazı insanlar seni sen olduğun için değil, bulunduğun makam için sever.
Bazıları cebindeki imkân için yanında durur.
Bazıları taşıdığın unvanı kendi çıkarına dönüştürmek ister.
Bazıları ise seni gerçekten insan olduğun için sever.
İşte gerçek dost ile menfaat dostu arasındaki fark, hayatın en zor günlerinde ortaya çıkar.
Makamın varken yanında olan çok olur.
Makamın yokken yanında kalan ise gerçek dostundur.
Bu yüzden hangi makama gelirsen gel, hangi mevkiye yükselirsen yüksel; dün aynı sofrada yemek yediğin insanları bugün küçümseme.
Dün elini sıkan insanı bugün görmezden gelme.
Dün seninle yürüyen insanı bugün makamının kapısından çevirme.
Dün senin derdini dinleyen insanı bugün unvanının gölgesinde unutma.
Çünkü hayat çok garip bir aynadır.
Bugün başkasına yaptığın davranışı yarın kendin yaşayabilirsin.
Bugün dostunu makam uğruna satarsan, yarın başka biri seni makam uğruna satabilir.
Bugün bir insanı yalnızca işine yaramıyor diye hayatından çıkarırsan, yarın senin de yalnızca işi bittiği için hayatından çıkarılmayacağının garantisi yoktur.
Hayatın en ağır dersleri bazen insanın başına gelenlerle değil, kendi yaptıklarının karşısına çıkmasıyla verilir.
Bir gün aynı kapının dışında bekleyebilirsin.
Bir gün aynı sofrada sana yer kalmayabilir.
Bir gün seni arayanların telefonları susabilir.
Bir gün kalabalığın içinde yapayalnız kalabilirsin.
İşte o gün insan, makamın ne kadar geçici olduğunu bütün çıplaklığıyla anlar.
Bu gerçek yalnızca belirli bir kesim için geçerli değildir.
Engelli birey için de böyledir, engelsiz birey için de.
Yönetici için de böyledir, çalışan için de.
Zengin için de böyledir, yoksul için de.
Güçlü görünen için de böyledir, hayatın karşısında mücadele eden için de.
Çünkü insanın önündeki engel ne olursa olsun, gönlündeki vefa kaybolmadığı sürece insanlığın değeri değişmez.
Engelli bireylerin hayat mücadelesi bize önemli bir gerçeği de hatırlatır: İnsan, sahip olduğu fiziksel imkânlarla değil; karakteri, onuru, emeği, sevgisi ve hayata kattığı değerle ölçülür.
Bir görme engelli birey bastonuyla yürürken nasıl kendi yolunu bulmaya çalışıyorsa, engelsiz birey de hayatın içinde kendi sınavlarını verir. Kiminin önündeki engel kaldırımlardır, kimininki önyargılardır; kimininki ekonomik sıkıntılardır, kimininki yalnızlıktır.
Ama hepimizin ortak bir ihtiyacı vardır:
Anlaşılmak.
Değer görmek.
Samimiyet.
Vefa.
Gerçek dostluk.
Bu nedenle kimseyi engeline, makamına, parasına, unvanına veya bulunduğu yere göre değerlendirmemeliyiz.
Çünkü hayatın sonunda hepimiz aynı gerçeğin karşısında duracağız:
İnsan olarak ne bıraktık?
Kaç insanın hayatına dokunduk?
Kaç kişinin yarasını sardık?
Kaç kişinin gözyaşını sildik?
Kaç insanın zor gününde yanında olduk?
Ve daha da önemlisi…
Bizi seven insanların sevgisini hak edecek kadar iyi bir insan olabildik mi?
Bazen insanın egosu, sahip olduğu makamla birlikte büyür.
Kendini vazgeçilmez sanmaya başlar.
Kendisinden önce var olan insanları unutur.
Kendisini bulunduğu koltukla özdeşleştirir.
Oysa hiçbir insan bulunduğu makamdan ibaret değildir.
Koltuk insanı değerli yapmaz.
Makam insanı büyütmez.
Unvan insanı üstün kılmaz.
İnsanı büyüten; sahip olduğu gücü nasıl kullandığıdır.
Bir insanın gerçek büyüklüğü, kendisinden aşağı gördüğü insanlara nasıl davrandığında ortaya çıkar.
Çünkü yukarı çıkmak herkesin isteyebileceği bir şeydir.
Asıl mesele, yukarı çıktığında aşağıda bıraktığın insanları unutmamaktır.
Bir zamanlar aynı sofrada oturduğun insanı unutuyorsan, aslında çıktığın yer ne kadar yüksek olursa olsun gönlün küçülmüş demektir.
Ve unutma:
Koltukların hafızası yoktur.
Sofraların vardır.
Makamların kalbi yoktur.
Dostların vardır.
Unvanların seni sevmez.
İnsanlar sever.
Alkışların seni sarmaz.
Dostların sarar.
Bir makam uğruna gerçek bir dostu kaybetmek, bazen bir ömür boyunca telafi edilemeyecek kadar büyük bir kayıptır.
Çünkü insan bazı insanları kaybettiğinde onların yerine yenisini koyamaz.
Yeni bir makam bulunur.
Yeni bir koltuk bulunur.
Yeni bir unvan bulunur.
Yeni bir çevre bile bulunabilir.
Ama aynı samimiyeti, aynı sofrayı, aynı bakışı, aynı güveni ve aynı dostluğu yeniden bulmak her zaman mümkün değildir.
Bu yüzden hayatı bir defa yaşadığımızı unutmayalım.
Kimsenin egosunu tavan yaptırmak için dost olmayalım.
Çıkarlarımız için insan biriktirmeyelim.
Makamımız yükseldiğinde geçmişimizi küçümsemeyelim.
Bugün bize ihtiyaç duyanları yarın bizden aşağı görmeyelim.
Dostlarımızı, arkadaşlarımızı ve aynı sofrada ekmek bölüştüğümüz insanları makamımıza kurban etmeyelim.
Çünkü hayat, kimseye sonsuz bir koltuk vermiyor.
Bir gün perde kapanıyor.
Bir gün ışıklar sönüyor.
Bir gün kalabalık dağılıyor.
Bir gün herkes kendi yoluna gidiyor.
Ve insan, bütün unvanlarını geride bırakıp yalnızca kendi vicdanıyla baş başa kalıyor.
O gün ne kadar makam sahibi olduğun değil, ne kadar insan kaldığın önem taşıyor.
O gün kaç kişinin seni alkışladığı değil, kaç kişinin seni gerçekten sevdiği önem taşıyor.
O gün kaç kapının sana açıldığı değil, senin kaç insanın kapısını çaldığın önem taşıyor.
Belki de hayatın en büyük zenginliği budur:
Bir gün herkes gittiğinde bile “Ben yalnız değilim.” diyebileceğin birkaç gerçek insanın olması.
İyi günde birlikte gülmek…
Kötü günde birbirine güç olmak…
Düştüğünde elinden tutmak…
Başardığında gönülden sevinmek…
Kırıldığında yanında sessizce oturmak…
İşte dostluk budur.
Gerçek dost, senin makamına değil, yüreğine bakar.
Gerçek dost, cebine değil, karakterine değer verir.
Gerçek dost, alkışa değil, samimiyete gelir.
Ve gerçek dost, senin koltuğun boşaldığında da yanında kalır.
Hayat bize ikinci bir hayat sözü vermiyor.
Öyleyse bu hayatı insanları ezerek değil, insanlara değer vererek yaşayalım.
Makamları emanet, koltukları geçici, unvanları gelip geçici bilelim.
Ama dostluğu, vefayı, sevgiyi ve insanlığı kalıcı kılalım.
Çünkü günün sonunda insanın yanında ne koltuğu kalır ne makamı ne de unvanı.
Geriye yalnızca bıraktığı iz kalır.
Ve insan öldüğünde bile adı, sahip olduğu makamla değil; insanların kalbinde bıraktığı yerle yaşamaya devam eder.
Hayata bir defa geliyoruz.
Öyleyse birilerinin egosunu büyütmek için değil, birbirimizin hayatına anlam katmak için yaşayalım.
Bugün aynı sofrada oturduğumuz insanın kıymetini bilelim.
Bugün elimizi tutan eli yarın makam uğruna bırakmayalım.
Çünkü makamlar değişir.
Koltuklar değişir.
Mevkiler değişir.
Ama gerçek dostluk, vefa ve aynı sofrada paylaşılan ekmek unutulmaz.
İnsan yükseldiğinde yanında kaç kişinin kaldığına değil, yükselirken kimi geride bıraktığına da bakmalıdır.
Çünkü bazen insan en yüksek makama çıkar ama en değerli insanlarını aşağıda bırakır.
Ve bir gün dönüp baktığında anlar:
Kazanılan koltuk, kaybedilen dostun yerini hiçbir zaman doldurmaz.