KEVSER BEYRİBEY
Bazen bir söz, uzun uzun anlatılan birçok şeyin özünü tek başına ifade eder.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı Prof. Dr. Kürşad Zorlu’nun
Kars’ta yaptığı konuşmada dile getirdiği bir cümle de tam olarak böyle bir anlam taşıyordu:
“8 Türk devletinin ve bunların yanı sıra soydaş ve akraba
topluluklarımızın da içerisinde yer aldığı o büyük Türk dünyasını bir araya getirmek için gece gündüz çalışıyoruz.”
Bu cümle aslında sadece bir siyasi mesaj değil; tarihsel bir hafızanın,
kültürel bir bağın ve geleceğe dair stratejik bir vizyonun ifadesidir.
Türk dünyası dediğimiz şey yalnızca haritada işaretlenmiş ülkelerden ibaret değildir.
Türk dünyası; ortak bir dilin, ortak bir tarihin, ortak acıların ve ortak umutların oluşturduğu büyük bir gönül coğrafyasıdır.
Türkiye’den Azerbaycan’a, Kazakistan’dan Kırgızistan’a, Özbekistan’dan Türkmenistan’a uzanan bu bağ;
devlet sınırlarının çok ötesinde bir kardeşlik duygusuna dayanır.
Bugün bu bağın kurumsal ve stratejik bir vizyona dönüşmesi ise hiç kuşkusuz son yıllarda
Türkiye’nin dış politikasında attığı önemli adımların bir sonucudur.
Türk Devletleri Teşkilatı’nın güçlenmesi, ortak projelerin artması ve kültürel işbirliklerinin
genişlemesi bu vizyonun somut yansımalarıdır.
Kars’ta verilen mesajın bir başka önemli boyutu da Türkiye’nin uluslararası konumu ile ilgilidir.
Zorlu’nun ifade ettiği gibi Türkiye artık yalnızca bölgesel bir aktör değil;
savaş ve kriz ortamlarında arabuluculuğu için çağrılan
bir ülke konumuna gelmiştir. Ukrayna-Rusya savaşında, Afrika’daki krizlerde ve farklı
coğrafyalardaki diplomatik süreçlerde Türkiye’nin oynadığı rol bunun açık göstergesidir.
Bu durum tesadüf değildir. Türkiye’nin tarihsel mirası, diplomasi tecrübesi ve güçlü devlet geleneği bugün
küresel ölçekte güven duyulan bir arabuluculuk kapasitesi oluşturmuştur.
Öte yandan Türkiye-Azerbaycan ilişkileri bu büyük vizyonun en güçlü sembollerinden biridir.
İki devlet arasındaki bağın “bir gönül bağı ve kader birlikteliği” olarak ifade edilmesi boşuna değildir.
Karabağ zaferiyle daha da güçlenen bu birliktelik, aslında Türk dünyasının geleceğine dair önemli bir işarettir.
Kars’ın bu denklemde özel bir yere sahip olması da oldukça anlamlıdır.
Tarihin derinliklerinden gelen kültürel ve coğrafi bağlar, Kars’ı Türk dünyası açısından
stratejik bir kavşak haline getirmektedir.
Özellikle Orta Koridor projesiyle Çin’den Avrupa’ya uzanan ticaret hattının
Türkiye ve Azerbaycan üzerinden ilerlemesi,
bu bölgenin ekonomik ve jeopolitik önemini daha da artırmaktadır.
Yaklaşık 600 milyar dolarlık ticaret kapasitesine sahip bu koridor yalnızca bir ekonomik proje değildir.
Aynı zamanda Türk dünyasının birbirine daha güçlü bağlarla bağlanmasının da altyapısını oluşturmaktadır.
Bugün gelinen noktada şunu açıkça söylemek mümkündür:
Türk dünyası artık yalnızca bir hayal ya da romantik bir söylem değildir. Ortak kurumları,
ekonomik işbirlikleri ve stratejik projeleriyle giderek güçlenen bir gerçekliğe dönüşmektedir.
Ve belki de bu süreci en güzel anlatan ifade şudur:
Türk dünyası bir coğrafyadan ibaret değildir.
Türk dünyası, ortak bir hafızanın ve ortak bir geleceğin adıdır.