|
Tweet |
Erişilebilirlik Bir Lütuf Değil, Kanunla Güvence Altına Alınmış Bir Haktır
FARUK OCAK
Engelli bireylerin günlük yaşamda karşılaştığı sorunları yalnızca “engellilik” kavramıyla açıklamak, yaşanan gerçekliği eksik anlatmaktır. Asıl mesele çoğu zaman bireyin engeli değil; erişilemeyen kaldırımlar, çalışmayan asansörler, sesli ve görsel bilgilendirme eksiklikleri, erişilemeyen internet siteleri, uygun olmayan toplu taşıma sistemleri, istihdamdaki ayrımcılık ve yıllardır kâğıt üzerinde kalan düzenlemelerdir.
Bugün Türkiye’de engelli bireylerin haklarını güvence altına alan önemli yasal düzenlemeler bulunmaktadır. Ancak asıl soru şudur:
Kanunlarda yazan haklar, sokağa çıktığımızda gerçekten hayatın içine yansıyor mu?
Cevap ne yazık ki her yerde ve her zaman evet değildir.
1. Erişilebilirlik: Kâğıt Üzerinde Değil, Sokakta Olmalı
5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’un 7. maddesi, yapılı çevrede erişilebilirliğin sağlanması için planlama, tasarım, inşaat, imalat, ruhsatlandırma ve denetleme süreçlerinde erişilebilirlik standartlarına uyulmasını öngörmektedir.
Aynı madde; kamu ve özel toplu taşıma sistemlerinin engelli bireylerin erişimine uygun olmasını ve bilgilendirme hizmetleriyle bilgi ve iletişim teknolojilerinin erişilebilir hâle getirilmesini zorunlu tutmaktadır.
Bunun alt metni son derece açıktır:
Bir kaldırımın üzerine araç park ediliyorsa, görme engelli bireyin güvenli yürüme güzergâhı kesiliyorsa, tekerlekli sandalye kullanan birey rampaya ulaşamıyorsa, toplu taşımanın erişilebilir sistemi çalışmıyorsa veya bir kamu kurumunun internet sitesi ekran okuyucuyla kullanılamıyorsa sorun yalnızca “eksiklik” değildir.
Bu, erişilebilirlik hakkının fiilen kullanılamaması anlamına gelir.
Erişilebilirlik; rampa koymak, sarı çizgi yapmak veya bir asansör yerleştirmekten ibaret değildir. Yapılan uygulamanın gerçekten kullanılabilir, güvenli, süreklilik arz eden ve engelli bireyin bağımsız yaşamını destekleyen bir sistem olması gerekir.
2. Kaldırımın Üzerindeki Araç, Engellinin Önüne Konulmuş Bir Engeldir
Görme engelli birey için hissedilebilir yüzey yalnızca zemindeki sarı çizgiden ibaret değildir.
Hissedilebilir yüzeyin üzerine tabela, masa, sandalye, motosiklet, araç, reklam panosu veya başka bir engel konulduğunda sistem amacını kaybeder.
Tekerlekli sandalye kullanan birey için kaldırım rampasının önüne park edilen araç, yalnızca yanlış park değildir; bağımsız hareket hakkının önüne konulan fiziksel bir engeldir.
İşitme engelli birey açısından yalnızca sesli anons yapmak yeterli değildir. Görsel bilgilendirme de gerekir.
Dolayısıyla erişilebilirlik politikası, bütün engel gruplarını birlikte düşünmek zorundadır.
Çözüm açıktır:
* Kaldırımlar düzenli olarak erişilebilirlik açısından denetlenmelidir.
* Hissedilebilir yüzeyler kesintisiz ve işlevsel hâle getirilmelidir.
* Kaldırım işgallerine yalnızca şikâyet geldiğinde değil, düzenli denetimlerle müdahale edilmelidir.
* Toplu taşıma araçlarının erişilebilir ekipmanları sürekli çalışır durumda tutulmalıdır.
* Asansör ve rampaların bakımından sorumlu kurumlar için ölçülebilir sorumluluk sistemi oluşturulmalıdır.
* Erişilebilirlik denetimleri engelli bireylerin gerçek kullanım deneyimi dikkate alınarak yapılmalıdır.
3. Erişilebilirlik Komisyonları: Denetim Var, Peki Sonuç Nerede?
5378 sayılı Kanun’un geçici 2. ve geçici 3. maddeleri kapsamında erişilebilirlik konusunda izleme ve denetleme mekanizmaları oluşturulmuş; Erişilebilirlik İzleme ve Denetleme Yönetmeliği ile komisyonların çalışma usul ve esasları belirlenmiştir.
Yönetmeliğin 1. maddesi, umuma açık hizmet veren yapılar, açık alanlar ve toplu taşıma araçlarında erişilebilirliğin izlenmesi ve denetlenmesini düzenlemektedir. Yönetmeliğin 4. maddesinde ise erişilebilirlik; binaların, açık alanların, ulaşım ve bilgilendirme hizmetleri ile bilgi ve iletişim teknolojisinin engelli bireyler tarafından güvenli ve bağımsız şekilde kullanılabilmesi olarak tanımlanmaktadır.
Burada çok önemli bir sorun ortaya çıkmaktadır:
Komisyonların kurulmuş olması tek başına erişilebilirliği sağlamaz.
Yıllar içerisinde çeşitli denetimler yapılmış, eksiklikler tespit edilmiş, raporlar hazırlanmış ve bazı yaptırımlar uygulanmış olabilir. Ancak engelli birey aynı kaldırımdan her gün geçerken aynı engelle karşılaşıyorsa, aynı asansör çalışmıyorsa, aynı otobüse binemiyorsa veya aynı kamu binasına bağımsız şekilde giremiyorsa denetimin toplumsal karşılığı sorgulanmalıdır.
Komisyonların önündeki sorun yalnızca görevlerini yapmamak değildir. Bazen kurumlar arası koordinasyon eksikliği, personel ve kaynak yetersizliği, yerel uygulamalardaki farklılıklar, yaptırımların etkin uygulanamaması ve denetim sonrasında takibin yeterince güçlü olmaması da süreci yavaşlatmaktadır.
Bu nedenle yeni dönemde hedef yalnızca “denetim yaptık” demek olmamalıdır.
Hedef:
Tespit et → süre ver → düzelt → yeniden denetle → sonucu kamuoyuna açıkla.
Bir sorun giderilmediyse dosya kapanmamalıdır.
4. Çalışma Hakkı: Kota Dolması Yetmez, Eşit Çalışma Ortamı Sağlanmalıdır
4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesi, iş ilişkisinde engellilik dâhil belirli nedenlere dayalı ayrımcılığı yasaklayan eşit davranma ilkesini düzenlemektedir.
Aynı Kanun’un 30. maddesi ise elli veya daha fazla işçi çalıştıran özel sektör işyerlerinde yüzde 3, kamu işyerlerinde yüzde 4 oranında engelli işçi çalıştırılmasını öngörmektedir.
Ancak çalışma hayatında gerçek eşitlik yalnızca kontenjanın doldurulması değildir.
Engelli birey işe alındığında;
* İş yeri fiziksel olarak erişilebilir olmalıdır.
* Bilgisayar ve kullanılan yazılımlar erişilebilir olmalıdır.
* Ekran okuyucu, büyüteç veya diğer yardımcı teknolojiler için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
* İş tanımı bireyin yetenekleri ve mesleki yeterliliği üzerinden değerlendirilmelidir.
* İş görüşmesinde engel üzerinden değil, kişinin bilgi, beceri ve deneyimi üzerinden değerlendirme yapılmalıdır.
* Makul düzenlemeler gerçekleştirilmelidir.
5378 sayılı Kanun’un 14. maddesi de çalışan veya iş başvurusunda bulunan engelli bireylerin karşılaşabileceği engel ve güçlüklerin ortadan kaldırılmasına yönelik istihdam tedbirlerini ve çalışılan iş yerlerinde makul düzenlemelerin yapılmasını zorunlu kılmaktadır.
Yani engelli bireyi işe almak yetmez.
Onun işini bağımsız, güvenli ve verimli biçimde yapabilmesini sağlamak gerekir.
5. Kamu İstihdamında Hak, Kadro Sayısından İbaret Değildir
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 53. maddesi, kamu kurum ve kuruluşlarında yüzde 3 oranında engelli personel çalıştırılmasını öngörmektedir.
Aynı maddede engelliler için yapılacak sınavların erişilebilirliğinin sağlanması ve engel grupları ile eğitim durumlarının dikkate alınması da düzenlenmiştir.
Buradaki temel mesele şudur:
Engelli bireyin sınava girebilmesi kadar, sınavdan sonra mesleğini sürdürebileceği erişilebilir çalışma ortamına sahip olması da önemlidir.
Bir kurum engelli personel istihdam ediyor fakat personelin kullandığı yazılım ekran okuyucuyla çalışmıyorsa, binada erişilebilir güzergâh bulunmuyorsa veya görevini yerine getirmesi için gerekli yardımcı araçlar sağlanmıyorsa istihdamın kendisi yeterli değildir.
Gerçek istihdam, kişinin yalnızca kurumun personel listesinde bulunması değil, üretimin ve çalışma hayatının aktif bir parçası olabilmesidir.
6. Eğitim Hakkı: Erişilebilir Olmayan Eğitim, Eşit Eğitim Değildir
5378 sayılı Kanun’un 15. maddesi, hiçbir gerekçeyle engelli bireylerin eğitim almasının engellenemeyeceğini; eğitim imkânlarının eşitlik temelinde ve ayrımcılık yapılmaksızın sunulması gerektiğini düzenlemektedir.
Bu hükmün alt metni şudur:
Engelli öğrenci yalnızca sınıfa sokulmuş olmakla eğitim hakkından tam anlamıyla yararlanmış sayılmaz.
Ders materyali erişilebilir değilse, öğretim sistemi öğrencinin ihtiyacına göre uyarlanmıyorsa, kampüs içinde bağımsız hareket edilemiyorsa, dijital eğitim platformu ekran okuyucuyla çalışmıyorsa eğitim hakkının önünde hâlâ engel vardır.
Bu nedenle eğitimde erişilebilirlik;
fiziksel erişim + dijital erişim + iletişim erişimi + eğitim materyaline erişim + sınav erişilebilirliği
olarak birlikte ele alınmalıdır.
7. Dijital Erişilebilirlik Artık Bir Tercih Değil, Yaşamın Kendisi
Günümüzde banka işlemleri, kamu hizmetleri, alışveriş, eğitim, sağlık randevuları, ulaşım, sosyal iletişim ve iş başvurularının önemli bölümü dijital ortama taşınmıştır.
Bu nedenle erişilebilir olmayan bir internet sitesi, engelli bireyin hayatını doğrudan sınırlar.
5378 sayılı Kanun’un 7. maddesinde bilgi ve iletişim teknolojilerinin engelli bireyler açısından erişilebilir olması gerektiği açıkça düzenlenmiştir.
Bugün bir internet sitesinin ekran okuyucuyla çalışmaması, bir mobil uygulamadaki butonların etiketlenmemesi, CAPTCHA sistemlerinin erişilememesi, videolarda altyazı veya sesli betimleme bulunmaması yalnızca teknik bir problem olarak görülmemelidir.
Dijital dünyada erişilebilirlik sağlanmadığında engelli birey kamu hizmetine, bankacılık hizmetine, eğitime, istihdama ve sosyal hayata diğer bireylerle eşit şekilde katılamaz.
Çözüm için kamu kurumları ve özel sektör;
* Erişilebilirlik standartlarını tasarımın en başında uygulamalı.
* Ekran okuyucu kullanıcılarıyla gerçek kullanıcı testleri yapmalı.
* Mobil uygulamaları erişilebilirlik açısından düzenli olarak denetlemeli.
* Video içeriklerde altyazı, gerektiğinde işaret dili ve sesli betimleme seçenekleri sunmalı.
* PDF ve elektronik belgeleri erişilebilir formatta hazırlamalıdır.
8. Sağlık ve Rapor Süreçleri Engelliyi Yormamalıdır
Engelli bireyin sağlık kurulu raporu, yenileme, değerlendirme, rehabilitasyon, özel eğitim veya medikal cihaz süreçlerinde tekrar tekrar aynı bilgileri sunmak zorunda bırakılması ciddi bir bürokratik yük oluşturmaktadır.
Devletin amacı, hak sahibini hakka ulaşırken yormak olmamalıdır.
Çözüm;
* Kurumlar arasında veri paylaşımının mevzuata uygun biçimde güçlendirilmesi,
* Gereksiz belge tekrarlarının azaltılması,
* Randevu ve başvuru süreçlerinin erişilebilir hâle getirilmesi,
* Engelli bireyin her aşamada açık ve anlaşılır biçimde bilgilendirilmesi,
* Medikal cihaz, protez, ortez ve yardımcı teknolojilere erişimde gerçek ihtiyaçların dikkate alınmasıdır.
9. Engelli Birey İçin En Büyük Engel Bazen İnsanların Bakış Açısıdır
Engelli bireye acınması da, sürekli “ilham kaynağı” olarak görülmesi de eşitlikçi yaklaşım değildir.
Bir görme engelli birey yürürken yanında bulunan kişiye değil doğrudan kendisine hitap edilmelidir.
Bir tekerlekli sandalye kullanıcısına yardım edilmek isteniyorsa önce izin sorulmalıdır.
İşitme engelli bireyle iletişim kurulurken iletişim yöntemi onun tercihine göre belirlenmelidir.
Engelli bireyin kararlarını onun adına başkaları vermemelidir.
Çünkü engelli birey öncelikle yardım edilmesi gereken biri değil; hakları, sorumlulukları, mesleği, hayalleri ve kendi kararları olan bir bireydir.
10. Çözüm İçin Yeni Bir Uygulama Modeline İhtiyaç Var
Artık yalnızca sorunları sıralayan değil, sonuç üreten bir sistem kurulmalıdır.
Birinci adım: Her belediye erişilebilirlik envanteri çıkarmalıdır.
İkinci adım: Kaldırım, yaya geçidi, kamu binası, park, toplu taşıma, durak, dijital hizmet ve sosyal tesisler tek tek değerlendirilmelidir.
Üçüncü adım: Her sorun fotoğraf, konum, sorumlu kurum, çözüm süresi ve mevcut durumuyla kayıt altına alınmalıdır.
Dördüncü adım: Engelli bireylerin içinde bulunduğu bağımsız bir kullanıcı değerlendirme mekanizması oluşturulmalıdır.
Beşinci adım: Tespit edilen eksiklik için açık ve ölçülebilir bir düzeltme süresi belirlenmelidir.
Altıncı adım: Süre sonunda yeniden denetim yapılmalıdır.
Yedinci adım: Sorun çözülmediyse yaptırım uygulanmalı ve süreç kamuoyuna açıklanmalıdır.
Sekizinci adım: Aynı sorun tekrar ortaya çıkıyorsa yalnızca sonucu değil, sorunun neden yeniden oluştuğunu da araştırmak gerekir.
11. Erişilebilirlikte Başarı Ölçüsü Değişmelidir
Bir belediyenin başarısı kaç tane rampa yaptığıyla değil, o rampaların gerçekten kullanılabilir olup olmadığıyla ölçülmelidir.
Kaç tane sarı çizgi yapıldığı değil, o çizgilerin kaçının kesintisiz ve işlevsel olduğu önemlidir.
Kaç tane erişilebilir otobüs bulunduğu değil, bu araçların kaçının her gün çalışır durumda olduğu önemlidir.
Kaç tane kamu binasının denetlendiği değil, denetim sonrasında kaç eksikliğin gerçekten giderildiği önemlidir.
Kaç engelli bireyin işe alındığı kadar, kaçının iş yerinde eşit ve bağımsız şekilde çalışabildiği de ölçülmelidir.
Çünkü rakamlar gerçeği anlatabilir; ancak tek başına gerçeğin kendisi değildir.
Sonuç: Hak Kâğıtta Değil, Hayatta Görünmelidir
Türkiye’de engelli bireylerin haklarını koruyan önemli yasalar vardır.
5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun, 4857 sayılı İş Kanunu ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu başta olmak üzere birçok düzenleme; erişilebilirlik, eğitim, istihdam ve eşitlik konusunda önemli hükümler içermektedir.
Fakat kanunun varlığı ile kanunun hayata geçirilmesi aynı şey değildir.
Bugün engelli birey hâlâ kaldırımda ilerleyemiyor, toplu taşımaya güvenli biçimde ulaşamıyor, kamu binasına bağımsız giremiyor, dijital hizmetleri kullanamıyor, iş bulurken engeli üzerinden değerlendiriliyor veya haklarına ulaşmak için bitmeyen bir bürokrasinin içinde kayboluyorsa yapılması gereken yeni bir söz söylemek değil, mevcut hakları eksiksiz uygulamaktır.
Erişilebilirlik bir ayrıcalık değildir.
Erişilebilirlik bir iyilik değildir.
Erişilebilirlik bir lütuf hiç değildir.
Erişilebilirlik; eşit yurttaşlığın, bağımsız yaşamın, insan onurunun ve temel hakların gereğidir.
Artık engelli bireylerden “engel”lere alışmaları beklenmemelidir.
Asıl görev, toplumun ve kamu yönetiminin önündeki engelleri kaldırmaktır.
Çünkü gerçek erişilebilirlik, engelli bireyin hayatını kolaylaştırmak değil; onun hayatını başkalarıyla eşit hâle getirmektir.