Engellilerin En Büyük Sorunu: Temsil Edilememenin Ağır Bedeli
FARUK OCAK
Yıllardır yazıyoruz, çiziyoruz, anlatıyoruz. Engelli bireylerin yaşadığı sorunları her platformda dile getiriyor, çözüm önerileri sunuyor, yetkililere sesleniyoruz. Geçim sıkıntısı, barınma sorunu, iş gücü piyasasına katılım, emeklilik şartları, ÖTV uygulamaları, engelli sağlık kurulu raporları, erişilebilirlik, ulaşılabilirlik, eğitim, sağlık, sosyal yaşam ve daha onlarca temel konu… Bunların hiçbiri lütuf değildir. Bunların tamamı, anayasanın, Engelliler Hakkında Kanun’un ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin güvence altına aldığı temel haklardır.
Ne var ki kâğıt üzerinde yazan haklarla gerçek hayat arasında hâlâ derin bir uçurum bulunmaktadır. Yasalar açık olmasına rağmen uygulamada yaşanan eksiklikler, milyonlarca engelli bireyin hayatını her geçen gün biraz daha zorlaştırmaktadır. Hakların var olması tek başına bir anlam ifade etmez. Asıl önemli olan, o hakların eksiksiz, eşit ve adil bir şekilde uygulanmasıdır. Bugün yaşanan en büyük sorunlardan biri de tam olarak budur.
Son dört beş yıldır engellilerin yaşadığı sorunlar çözülmek yerine büyüyerek adeta içinden çıkılması güç bir yumak hâline gelmiştir. Geçim derdi ağırlaşmış, istihdamdaki engeller artmış, erişilebilirlik birçok alanda yetersiz kalmış, sosyal destekler ihtiyaçları karşılamakta zorlanmış, hak arama süreçleri ise daha da yorucu hâle gelmiştir. Sorunlar birer birer çözülmediği için bugün artık birbirine düğümlenmiş büyük bir toplumsal meseleyle karşı karşıyayız.
Tam da bu noktada gözler doğal olarak Türkiye’nin 81 ilinde faaliyet gösteren engelli derneklerine ve sivil toplum kuruluşlarına çevrilmektedir. Çünkü toplumun beklentisi, bu kuruluşların engelli bireylerin sesi olması, haklarını savunması, çözüm üretmesi ve kamuoyu oluşturmasıdır.
Elbette görevini hakkıyla yerine getiren, hiçbir çıkar gözetmeden mücadele eden, engelli bireylerin hak ve hukukunu savunan, gecesini gündüzüne katan çok kıymetli sivil toplum kuruluşları vardır. Onların verdiği emek her türlü takdirin üzerindedir. Yağmasa bile damlayan, sessiz kalmayan, mücadeleden vazgeçmeyen insanlar her zaman umut olmaya devam etmektedir.
Ancak ne yazık ki bunun tam tersini yapan yapılar da bulunmaktadır. Bazı dernekler hak mücadelesi vermek yerine gezi organizasyonlarıyla, protokol ziyaretleriyle ve boy boy fotoğraf kareleriyle gündeme gelmeyi tercih etmektedir. Engelli bireylerin gerçek sorunları konuşulması gerekirken, göstermelik faaliyetlerle gündemde kalmaya çalışılması vicdanları yaralamaktadır.
Daha da düşündürücü olan ise bazı kuruluşların engelli bireyleri hak sahibi insanlar olarak değil, yalnızca üye sayısını artıracak bir araç, bağış toplamanın bir vesilesi veya kişisel menfaatlerin basamağı olarak görmesidir. Bir engelli bireyin değeri, doldurduğu üyelik formu kadar olamaz. Bir insanın onuru, hiçbir zaman bir istatistikten ibaret değildir.
Bugün engelli bireylerin sabrı tükenme noktasına gelmiştir. Çünkü bu sorunları uzaktan izlemiyorlar; her gün bizzat yaşayarak hissediyorlar. Kaldırıma çıkamayan, toplu taşımaya tek başına binemeyen, eğitimde fırsat eşitliğine ulaşamayan, işe alınırken ön yargıyla karşılaşan, ekonomik zorluklarla mücadele eden ve en temel hakkını almak için kurum kapılarında beklemek zorunda kalan insanlar artık sadece vaat değil, somut çözüm beklemektedir.
Bütün bu sorunların temelinde ise çok önemli bir eksiklik bulunmaktadır: Temsil edilememe sorunu.
Bugün engelli bireyler, kendileriyle ilgili kararların alındığı mekanizmalarda yeterince yer alamamaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, belediye meclislerinde, yerel yönetimlerde, danışma kurullarında ve politika üreten platformlarda engelli bireylerin güçlü ve etkin şekilde temsil edilmemesi, sorunların yıllardır çözülememesinin en önemli nedenlerinden biridir.
Çünkü sizi yaşamayan biri sizi anlayabilir; fakat sizin yaşadığınız sorunları sizin kadar hissedemez. Bir kaldırımın yüksekliği, bir otobüsün rampası, bir asansörün çalışmaması, bir ekran okuyucunun erişemediği sistem ya da bir sağlık raporunda yaşanan mağduriyet ancak bunları yaşayan insanların anlatımıyla gerçek anlamını bulabilir. İşte bu yüzden engelli bireylerin karar mekanizmalarında bulunması bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Fakat burada sadece kurumlara değil, engelli bireylere de büyük sorumluluk düşmektedir. Çünkü birlik ve beraberlik olmadan güçlü temsil mümkün değildir. Herkes farklı bir yöne yürüdüğünde ortak mücadele zayıflar. Her kafadan ayrı bir ses çıktığında ortak talepler duyulmaz hâle gelir. Dağınıklık, hak mücadelesinin en büyük düşmanlarından biridir.
Birlikte hareket etmeyi başaran toplumlar haklarını daha kolay elde ederken, birbirinden kopuk yaşayan topluluklar yıllarca aynı sorunların içinde dönüp durmaktadır. Bu nedenle engelli bireyler ortak paydada buluşmayı öğrenmeli, kişisel hesapları değil ortak geleceği düşünmelidir.
Bugün her engelli bireyin kendisine şu soruyu dürüstçe sorması gerekmektedir:
“Üyesi olduğum dernek gerçekten benim hakkımı mı savunuyor, yoksa beni yalnızca bir sayı, bir vitrin veya bir araç olarak mı görüyor?”
Bu sorunun cevabı sadece bireysel değil, toplumsal geleceğimizi de belirleyecektir. Çünkü hak mücadelesi göstermeyen, hesap vermeyen, şeffaf olmayan, engelli bireylerin sesine kulak vermeyen hiçbir yapı gerçek anlamda temsil görevi üstlenemez.
Artık alkışlanan değil çalışan, konuşan değil üreten, fotoğraf veren değil mücadele eden, günü kurtaran değil geleceği inşa eden sivil toplum anlayışına ihtiyaç vardır. Engelli bireylerin kaderi birkaç kişinin kişisel hesaplarına teslim edilemeyecek kadar değerlidir.
Unutulmamalıdır ki haklar sessiz kalanlara değil, hakkını bilenlere; bekleyenlere değil, mücadele edenlere; bölünenlere değil, birlik olanlara gelir. Bugün engelli bireylerin en büyük ihtiyacı acınmak değil, güçlü şekilde temsil edilmektir. En büyük ihtiyaçları sadaka değil, adalettir. En büyük beklentileri lütuf değil, anayasanın ve yasaların kendilerine tanıdığı hakların eksiksiz uygulanmasıdır.
Artık engelli bireylerin sesi yalnızca salonlarda alkışlanan cümleler olmamalıdır. O ses, meclis kürsülerinde yankılanmalı, belediye meclislerinde karar olmalı, kurumların politikalarına yön vermeli ve hayatın her alanında karşılık bulmalıdır. Çünkü temsil edilmeyen her kesim zamanla unutulur; unutulan her sorun ise büyüyerek toplumsal bir vicdan yarasına dönüşür.
Bugün susmanın değil konuşmanın, beklemenin değil mücadele etmenin, ayrışmanın değil birleşmenin zamanıdır. Çünkü birlikten doğan güç, hiçbir engelin aşamayacağı kadar büyüktür.